Dersim İnancında
YILAN VE TARİKAT DEĞNEĞİ
Munzır Comerd
Musevilerin inancına göre, Tanrı bir gün Musaya görünüp onu İsrailoğullarına göndermek istediğini söyler.
Fakat Musa cevap verip dedi, ama onlar bana inanmayacaklar ve sözümü dinlemiyecekler. Çünkü, Rab sana görünmedi, diyecekler. Rab ona, bu senin elindeki nedir, dedi? O da dedi ki, değnek. Dedi, onu yere at. Ve onu yere atınca, değnek yılan oldu ve Musa ondan kaçtı. Rab Musaya dedi, elini uzat kuyruğundan tut onun. O, elini uzatıp kuyruğundan tutu onu ve yine elinde değnek oldu o. Ta ki atalarının Rabbi, İbrahimin Rabbi, İshakın Rabbi ve Yakubun Rabbi sana göründüğüne inansınlar.[i]
Okuduğunuz bu cümleleri Tevrattan alıdık sevgili okurlar. Bilindiği gibi hz. Musa da tanrının değneğine (asasına) verdiği güç ve kudretle bazen onu Firavunun önünde yere atarak yılana dönüştürür, bazan onu sulara vurarak zehirler, bazan de yerlere vurarak Mısırı sineklere, hastalıklara boğar. Amacı kendi kavimini Mısırdan çıkarabilmek için Firavunu dize getirmektir.
Biliyorum, şimdi çoğunuzun aklından Dersimin dağlarında elinde değneği yılan oluveren onlarca bavanın (dedenin) adı geçiyordur. Üstelik Dersimin bavaları değnekleriyle, halkın çıkarlarını korumak adına başka halkları topluca cezalandırmamışlar. Zaten Dersim İnancında böyle bir anlayışa yer yoktur. Dualarında Ya Heq/ Xızır tı sala tern u husk têwerte de mevêsnê! (Ya Hak/ Hızır sen yaş ile kuruyu birlikte yakmayasın!) diyen Dersimliler değil mi.. Öyleyse bu değnekler ne işe yarıyor?
İşte bu soruya cevap bulmaya çalışacağız. Yani bu yazıda Dersim İnancında yılan ve tarikat değneği üzerinde duracağız.
Yılan, tektanrılı dinlerin onu yok etme çabalarına rağmen, günümüzde hâlâ daha bir çok halkın inancında kendini hisettiriyor. Hatta kimi çoktanrılı inançlara sahip halklar, yılanı tanrı mertebesine bile oturturlar. Asyada
özellikle Hindistanda, Afrikada ve ta Amerikada kimi halklarda çok açıktır bu.
İnsanlığın ortak kültür hazinesi olarak kabul edilen kimi tarihi eserlere, bu inancını yansıtmış bizden asırlarca önce gelip geçenler. İnsan, Kuzey Afrikadaki Mısır piramitlerine, ya da Amerikadaki Maya piramitlerine bakınca bunu hemen fark edebiliyor. Anadoluda da insanlığın en eski yerleşim yeri olarak kabul edilen Urfaya yakın Nevali Coride, arkeologlar, mabet olarak kullanılan bır odada, önünde ibadet edilen, arkasından tepesine doğru bir yılan kabartması olan bir insan kafası heykelini bulmaları hayret vericiydi doğrusu.[ii]
Verdiğimiz örneklerde de görüldüğü üzere, halkların inancındaki yılanla çok derin bir zamanda ve çok geniş bir mekânda rahatlıkla karşılaşabiliyoruz. Yani sadecene Dersimlilere özgü değil bu. Ama her halk da olduğu gibi Dersimlilerin de kendine özgü renkleri ve farkı var elbette. Dersim İnancında yılan ve tarikat değneğine bunun nasıl yansıdığını, şimdi, derlediğimiz folklorik ürünlerden örneklerle açıklamaya çalışalım.
Yazının akışından da anlaşılacağı gibi burada ele alacağımız konuyu iki bölümde topluyacağız. Birincisinde tarikat değneğine yansıyan yönüyle Dersim İnancında yılan ve ikincisinde de tarikat değneğinin dışında kalan yönleriyle Dersim İnancıda yılandır.
I-TARİKAT DEĞNEĞİ VE YILAN
Söz değnekten açıldı mı Dersim İnancında ilk akla gelen Hızırın değneğidir kuşkusuz. Yoksullara sahip çıkmayanlara, yaşlılara sahip çıkmayanlara karşı kullanıyor değneğini Hızır. Ya da çığda kalanların imdadına yetişerek değneğiyle bir vuruşta kurtarıyor onları. Yani Musanın tanrısının tam tersidir Dersimlinin tanrısı, ve gerçeği sorarsanız değneği de öyle. Yani haklı ile haksızı, suçlu ile suçsuzu ve yaş ile kuruyu bir tutmayan bir inanç.
İşte Dersimliler Hızırın bu adaletli değneği adına Çüyê Heqi/ Xızıri bo! (Hakkın/ Hızırın değneğine and olsun!) diye and içerler. Ya da Mı torê çüyê Heqi/ Xızıri no ro ke.. (Sana indirdiğim şu Hakkın/ Hızırın değneği adına..) diyerek birilerini olumsuz bir durumdan alıkoymaya çalışırlar.
Tam da bu noktada, yani Hızırın değneğini düşünürken aklıma ünlü bir ozan geliyor, ünlü mü ünlü bir destan...
Buyruğunda bir yığın halk var,
değneği, yasaları verdi Zeus senin eline
yönetsin, çekip çevirsin diye halkı.
(...)
Bak sana diyeyim, ant içeyim bu değnek üzerine ki,
dağlarda gövdesinden kesildi alındı bu değnek,
üstünde bundan böyle ne bir dal, ne bir yaprak bitecek,
ne de bir tek çiçek açacak bundan böyle;
bir bıçak aldı götürdü yaprağını, kabuğunu.
Şimdiyse, Zeus adına hak koruyanlar,
Akhaoğulları taşırlar ellerinde onu.
İşte bir büyük ant sana bu değnek üzerine...[iii]
Okuduğumuz bu dizelerdeki yabancı isimler olmasa, Dersimlilerin tarikat değnekleriyle ilgili anlattıkları söylencelerden biri olduğuna aldanabilirdi insan. Ama Homeros yazıyor bu mısraları... Hani şu ozanların piri bundan ikibin beşyüz yıl önce ünlü destanı İlyadada. Sanırsınız ki Dersimlilere şu hatırlatmalarda bulunuyor Homeros: Biz de Zeusun değneğinin kutsallığına inanırdık... Onu elden ele verir, onunla yönetirdik... Onunla hak korur, onunla yasaları uygulardık... Onun üzerine ard içerdik, ey Dersimliler tıpkı sizin Çüyê Heqi bo! (Tanrı değneğine and olsun ki) dediğiniz gibi.
Homerosla yüz yüze geliyoruz... Bu buluşmanın sevinciyle yüreğimiz çoşuyor... Ama ayrılmak zorundayız. Ve onun, destanıyla ölümsüzleştirdiği Zeusun kutsal değneğini tarihte bırakıp, yine Dersimin gerçeklerine dönüyoruz.
Tarikat değneğinin Dersim dilindeki adı halk arasında çok yaygın olarak Ewliya (Evliya) ya da Jiaredir (Ziyaret). Dinsel açıdan, çok az bir kesim tarafından olsa da Tarıq (Tarık/ Tarikat Değreğinin kısa söylenişi olmalı) adıyla tanınmaktadır. Bunlar, her ne kadar Dersimlilerin Cemê Ca Vatene dedikleri Görgü Cemlerinde kullanılıyorsa da, aslında halkın nazarında bunun üstünde çok daha geniş bir inanç alanına çekilmişlerdir.
Gerektiğinde yılan olabilen, esasında yılan olanlardan bir kısmının zaman zaman da don değiştirerek güvercin oldukları bilinen, bir hatada kendisinden kan akabilen, ya da yine bir hatada kaldığı evi terkedip gidebilen canlı ziyaretler olarak görülür. Hatta daha da ileriye giderek insanların kaderiyle oynayabilen, hastaları sağlayan tanrısal nitelikli varlıklardır onlar.
Cemlerde bavanın söylediği Zazaca ilahiler eşliğinde kılıfından zar zor çıkarılır. Çıktığında yılan donundadır ve kendisini çıkaran bavayı yerlere vurur, hatta bavayı tutarak kapıdan götürüp bacadan getirir, bacadan götürüp kapıdan getirir. Binbir güçlük, yakarış ve yalvarışlarla, ilahilerle tekrar kılıfına konur. Kılıfları ya geyik postundan, ya da yeşil renkli bir kumaştan yapılmıştır.
Eğer bir yıl hiç görgü cemi olmaz da kılıfından çıkarılmazsa, Dersimlilerin Newê Marti dedikleri ve hz. Alinin doğum günü olark anılan martın dokuzunda kurbanlar keserek, lokmalar pişirerek kılıfından çıkarır yıkarlar. Bu suya ilaç gözüyle bakarlar. Kılıfa konan bu tarikat değneklerinin yeri eskiden ekseriyetle evlerin ortasında duran sütünlardı. Şimdi de duvarlara asmaktalar.
Bundan başka da perşembeden perşembeye akşamları önünde mumlar yakar, duruma göre büyük ya da küçük lokmalar dağıtırlar.
TARİKAT DEĞNEKLERİDEN
BAZILARI
Tarikat değneğinin kaldığı ev inançlı, itikatlı bir evdir hiç kuşkusuz. Zaten böyle olmazsa olmaz. Yani tarikat değneği burayı terkeder. Sonra, kaldığı evi terkedip kayıplara karışan nice tarikat değneğinin öyküleri de anlatıp dururlar diller dillere, kuşaklar kuşaklara.
Tarikat değnekleri hangi evde iseler, görgü cemleri de o evde tutulur. Yani Tarıq sabittir, cem tutmak için bir başka mekana götürülmez. Götürülmesi halinde onun buna razı olmayacağına ve kendisine istenilen değeri vermediklerine inananarak evlerini terkedeceklerine inanırlar. Bava Dewrês bir Ewliyanın adını anarak onun rızasız olarak götürüldüğünü ve bunun doğal bir sonucu olarak onu götüren kişinin kızı, kardeşi ve yeğeni öldü. Kendisinden bir hayır görmedi... Çok insanı öldü... diye bize aktarıyor.
Tarikat değneğinin bulunduğu ev her hangi bir ev olabiliyor. Yani bir ocağa bağlı bir bava, dede olması koşulu aranmıyor. Zaten bunların bir kısmını, hayattayken çıkardığı mucizelerle kutsallığını kanıtlamış kimi bavalar ya da kimi dervişler çocuklarına bırakmışlardır ve bugün de o kuşaktan ailelerin elindedirler. Bunlardan bir kısmı da yine bu nitelikteki bava ve dervişler tarafından inancından, itikatından kuşku duyulmayan kimi taliplerine verilmiştir, bugün de onlardadır. Yine söz konusu kişiler tarafından rehberlere verilenler de var ki hâlâ onlarda durmaktadır. Nereden ve kimden kendilerine verildiği bilmeyenlerin yanında, daha farklı yollardan da kendilerine verilen Tarıqların varlığı da biliniyor.
Kendisinde tarikat değneği olan evler de sanıldığı gibi az değil Dersimde. Hemen hemen her köyde, hatta kimi mezralarda en azından bir tane bulunmaktadır. Müsahiplik, geçmişte itikatın olmazsa olmazlarındandı. Müsahibi olmayana iyi gözle bakılmadığından çok sık görgü cemleri yapılırdı. Bu nedenle tarikat değneği her yerde bir ihtiyaçtı.
Söz konusu bu Ewliyaların kendisine mal olmuş birer adları var Dersimde. Bugün de bu adlarla bilinirler. Özellikle Erzincan ve Pülümür yöresinden derlediğimiz az sayıdaki tarikat değneği adları ve yine onlarla ilgili bilgi ve söylencelere şöyle bir gözatıyoruz:
1Ewliya Buki
(Ziyaret ve T. Değneği)
Bu Tarıqın Dewrês Eylas adındaki Khurêsli bir dervişin asası olduğu söylenir. Bava Hesenê Koludan bu tarikat değneğiyle ilgili şu söylenceyi birazcık kısaltarak buraya alıyoruz:
Rivayete göre bir gün yabanda malını güden Dewrês Eylasa bir konuk gelir. Bu, kızı aklını yitirmiş bir beydir. Kızının derdine derman ararken Dewrês Eylasın namını duyar. Kızını alır adamlarıyla birlike varır Dewrêsin mekanına. Evden yabana haber salıp,
Tez gel! uzaktan misafirler geldi!
derler. Dewrês Eylas malına sahaplık yapmaları için iki kurdu sürünün başına koyarak eve gelir.
Kızın rahatsızlığını dinledikten sona elinde değneğiyl gerilerek,
Ya tanrım!
der ve kıza bir tane vurur. Aniden kızın yanında köpek donunda bir cin belirir. Dewrês,
Oşt!!!Oşt!!!
diyerek bunu kovar. Ama bunun asası da ortadan yarılır. Kız düzelerek babasının yanında usul usul oturur.
Kalkıp giderken Bey, buna,
Dewrês Eylas! dünya malı ne istiyorsan söyle vereyim sana!
der. Onun gözü ne dünyanın malındaymış, ne de mülkünde. Değneğini vererk der ki,
Hiç bir şey istemiyorum! Sen şu asamı götür bilezik taktır ki iyicene kırılmasın!
Bey, onun değneğini götürüp bir ustaya verek,
Buna üç tane altın bilezik tak!
der. Usta bilezikleri hazırlayıp çiviyle çakmaya kalkınca, değnekten kan akar. Bunu görüp hayretler içinde kalan usta, çivileri çekerek bilezikleri kaynakla birleştirir. Sonra dükkanda bırakarak çekip eve gider. Sabah geldiğinde mübareği bulamaz. Dewrês Eylas bunlara haber göndererek,
Telaşlanmanıza gerek yok! Değneğim kendiliğinden eve geldi! Ben sizden razıyım, bir şey istemiyorum!
der.
Şimdi Dewrês Eylasın bu asası Balaban Deresinde Buk diye bilinen yerde, yine onun evlatlarından bir Khurêslinin evindedir. Kırmızı, uzun ve bilezikli bir değnek. Bavalar onu kılıfından çıkardıklarında, bavayı tutarak kapıdan götürerek bacadan getirir, bacadan da götürerek kapıdan getirir! Kimin gözünde yılan, kimin gözünde genç bir kız ve kimisin de gözünde güvercin olduğu söylenir.
2Ewliya (Jiara) Çê Pori
(Ziyaret ve T. Değneği)
Bava Derws bunun hakkında şunları aktarıyor bize:
Jiara (Ewliya) Çê Pori (diye bilinen bu ziyaret ve tarikat değneği) bazan bir çift güvercin, bazan da yılan oluyor. Nice kişilerin gözlerinde yılan oluyor. Bundan dolayı da buna Jiara More (yani Yılan Ziyareti) deniyor.
Bava Por topaldı. Şu ayağı içe doğru eğikti. O da ( Ewliyayı kast ediyor) Bava Poru bacadan götürür, tavandaki delikten getirirdi. Tutup silkeler, kütdiye yere çarpardı. Hakka yakardıklarında çıkarırlardı. Sonra suyla yıkar ve suyunu milllete verirlerdi.
3Ewliya (Jiara) Gobırge
(Ziyaret ve T. Değneği)
Bava Dewrês:
Bu Gobırge diye bilinen köyün Ewliyası (ziyaret ve tarikat değneği) idi. Seyidê Dêmenin evindedir.
4Ewliya (Jiara) Kistimi
(Ziyaret ve T. Değneği)
Bava Dewrês:
Bunun sahibi Kürtçe konuşan bir Alevidir. Khurêslilere taliptir. Şu parpaktan (bavayı) tutarak dam başına götürür, tavandaki orta delikten silkelerdi. Bazan da bırakarak aşağıya düşürür, kendisinde bir hayır komazdı.
Kızılbelli bazı bavalar da:
Bu Dewrês Murtezanın asasıdır. O da Kızılbelli Khurêslilerle aynı nesilden geliyor. Dewrês Murtezanın yatırı Auge denen köydedir. Auge de Kistimle yan yanadır.
demekteler.
Bava Hesenê Kolu ise bu konuda:
O, Hızırın değneğidir! Hızır,
Al şu değneği yerine bir inek ver bana!
deyip elindeki değneği verip ineği almış.
(Kızılbelli Khurêsliler, Bava Hesenin bu görüşünü benimsemezler, yanlış bir kaynaktan bilgilenmiş, derler.)
Nuri Dersimi Kistim Evliyasını Zerdüştlükteki kötülük tanrısı Ahiramana benzetir ki yanlış bir değerlendirmedir bu. Esasında Dersim İnancında bir kötülük tanrısı aranacaksa, kötücül cin ve perilerin komutanı olarak bilinen Evdıl Musanın hakkını yememek lazım. Dersim İnancında oynadığı rolle İran mitolojisindeki Ahiramana benzerliğine biz daha önceki yazılarımızda da dikkat çekmiştik zaten. Kistim Evliyası ise Dersimdeki onlarca Ziyaret ve Tarikat Değneğinden biridir sadecene.[iv]
5Ewliya Çê Morê Şiay
(Ziyaret ve T. Değneği)
Bava Hesenê Kolu bu Ewliyayla ilgili şunları söylüyor:
Bu (ziyaret ve tarikat değneği) Pırdo Surda (Kırmızıköprüde) Tornê Api gillerdedir. Bunlar İstanbula gittiklerinde bunu da birlikte götürdüler. Bu da Khurêsli bavaların asasıdır.
Xalıka Gülizare ise şunları belirtir:
Moro Şia (Kara Yılan), Kemanlı aşiretinin piridir. Onun adıdır. And içtiklerinde,
Moro Şia bo! (Kara Yılan adına and olsun!) derler.
Kızılbelli Khurêsliler de Ewliya Morê Şiaya (Kara Yılan Evliyası) dair bize şu bilgileri verdiler:
Bava Bav, Çê Morê Şiay ailesinin Kemanlı aşiretinden olduklarını söylemiş. Ocakzade değiller ama yine de pirlik yaparlar. Hesenê Çhali gillerin takımı bunların taliplerindir.
Dewrês Eylasın devrinde Kızılbelli Khurêslilerle aynı cedden gelen iki bava bir gün bu aileye giderler. Burada kerametler çıkarılar. Evin hanımı ekmek pişirmek için hazırlıklar yapar. Sacı indirip altında ateş yakmak isterken, bavalardan biri yerinden fırlar. Önünde oturup ayaklarını sacın altına sürer. Kadın, onun ayaklarından çıkan ateşle ısınan sacda ekmek pişirir.
Ona nisbet bu kez sıra diğer bavaya gelir. O da yerinden kalkarak, döşünden elleriyle kara yılanlar çıkarıp çıkarıp yere koyar.
Bunun üzerine bunlar birbirlerine düşerler. Biri diğerine beddua ederek,
Evine varmayasın inşallah!
der. Beddua edilen bu bava kalkıp eve gitmek isterken, konuğu olduğu evin eşiğinde düşüp ölür.
Kemanlı ev sahibi itikatına sağlam biri olduğundan, arı kovanlarını koyduğu evden daha temiz bir yer olmadığını düşünerek, ölen bavayı götürüp kovanların yanıda indirir.
Bavanın evine haber salarlar ki cenazeyi almaya gelsinler. Kovanların olduğu evden cenazeyi almak için ailesiye birlikte gidip bakarlar ki, ölen bava hem terlemiş ve hem de hafiften gülümsemekte. Bunu gören ev sahibi cenazeyi götürmelerine razı olmaz ve kovanların olduğu bu yerde bavayı defnederler.
Bunlara Çê Morê Şiay (Kara Yılan Ailesi) denmesinin nedeni budur işte. Söz konusu ziyaret ve tarikat değneği de bu evde bulunuyor.
6Ewliya Dewrêsê Qıci
(Ziyaret ve T. Değneği)
Tercanın Pırnaşel köyüne bağlı Mazra Dewreşi adıyla bilinen mezrada, Khurêsli bir ailenen evindedir. Bunlar bir değil iki tarikat değneğidir. İkiside bir evdedir.
7Ewliya Dewrês Heseni
(Ziyaret ve T. Değneği)
Apo Ali bunun hakkında bize şu bilgileri veriyor:
Dewrêsê Qıci ailesinin Ewliyalarıyla bizim rehberimiz Dewrês Hesennin Ewliyaları birbirleriyle kızkardeşlermiş. Karşılıklı olarak ziyaretlerde bulunurlar. Dewrês Hesennin Ewliyalarından birinin adı Ewliya Meleke, diğerinin de Ewliya Sultane dir. Dewrês Hesen Areyli aşiretindendir.
8Ewliya Çê Sılê Sadi
(Ziyaret ve T. Değneği)
Bu ziyaret ve tarikat değneğinin hikayesini de bize Apo Ali aktarıyor:
Qaz ile Sad iki erkek kardeşlermiş. Dewrês Hesenê Xozati denen zat da bunların rehberiymiş. Bu, değneğini eline alarak ineğini ahırdan dışarı çıkarır. Ve sonra da bu iki talibine der ki:
Hanginiz değneği alacaksınız, hanginiz ineği?
Sad, Dewrês Hesenin eline vararak kendisinden değneği alır.
Zaman geçer kış olur. Bir gün bu sığırı önüne katıp sürerken, sığırın arasından bir inek rahat durmaz. Bu da rehberinden aldığı değnekle ineğe bir tane vurur. Hayvan olduğu yerde hemen ölür.
Kızılbelden Dewrês Khakıl buna,
Sen nasıl olur da eline bu ateşi alıp dolaşmışsın böyle!!!
der.
Bunun üzerine Sad, bunu bir geyik postuna koyarak evde asar.
Bu Ewliya hem yılan, hem de güvercin olmaktadır.
Bava Baqır, Yinkoye diye bilinin köyde bir kaç kez cem bağlarken, bu tarikat değneğini kılıfından çıkarır. Birinde, Bava Rızaê Garşiye kendinden geçer. Zor bela durdurular... Bava Bavla berabermiş.
9Ewliya Çê Dewrês Qemeri
(Ziyaret ve T. Değneği)
Khurêsli bir ailedir bunlar. Hakka yakarıken kendisini çıkaran bavayı tutup bacadan götürüp kapıdan getirdiğini, kapıdan götürüp de bacadan getirdiğini anlatırlar.
10Ewliya Çê Sey Memedi
(Ziyaret ve T. Değneği)
Bu da Bamasurlu bir zattır. Bir cem töreni esnasında bu Ewliyayı kılıfından çıkardıklarında, evin çatısı havalanıp gökyüzünde yıldızlar görünmüş.
Bu ziyaret ve tarikat değneğinin bir özelliği de, yavrulamasıdır. Yavruları yılandır. Şömininin önünde bir müdet durur sonra kaybolurlar.
Deprem olup her yer yıkıldığıda, yalnız Sey Memedin bu evi yıkılmıyor.
11Ewliya Tızvazi
(Ziyaret ve T. Değneği)
Tızvaz, Khurêslilerin yerleşik olduğu bir köy. Haydar Beyin[v] gönderdiği bir grup çete Tızvaz köyünün malını zorla önlerine katıp götürürler. Gücü bunlara yetmiyen halk da bu Ewliyanın önüne varıp,
Elinden ne geliyorsa kendini göster haydi!
diye yakınırlar.
Bir yaz mevsiminde oluyor bu ve malı yedi kişi kaçırıyor. Bunlar malı sürerek Bağıra doğru, Karagöle doğru giderler. Birden bir soğuk bastırır, bir tipi olur ve ardından bir de yel eser ki yedisi birden donarlar.
Tızvazlılar varırlar ki yedi beyaz kurt (Vergê Kuresi/ Kursin Kurtları) mala göz kulak oluyor. Malı alıp dönerler.
12Ewliya Tadayiye
(Ziyaret ve T. Değneği)
Bava Hesenê Kolu, bu ziyaret ve tarikat teğneğinin Gobırge köyünde Çê Gırıki diye tanınan ailede olduğunu söylemektedir.
13Ewliya Morê Suri
(Ziyaret ve T. Değneği)
Yine Bava Hesenê Kolu, bu Ewliya Morê Surinin (Kırmızı Yılan Evliyası) Xarige köyünde Çê Alê Rayberi gilde olduğunu bize aktarıyor. Şıx Memadanlıların olduğunu belirtiyor.
14Ewliya Pirê Peji
(Ziyaret ve T. Değneği)
Pirê Peji Bamasurlu bir zatmış. Bu ermiş Dersim katliyamında, korkudan Ewliyayı götürüp dedesinin mezarına gömer. Bunlar Karagöl tarafında Qayıxa Seydu denen yerde kalmaktalarmış. Dedesinin mezarının olduğu yere de Mezela Çhar Bırawu (Dört Kardeşin Mezarı) derler. Onun dedesi burada yalnız değilmiş. Bu, Ewliyayı mezara gömüp eve dönünce, bir de bakar ki Ewliya ondan önce eve gelip yılan olarak sütuna sarılmış. Pirê Peji getirip önünde bir kurban kestikten sonra, tekrar kılıfına koyabiliyor mübareği.
15Ewliya Qızılbêli
(Ziyaret ve T. Değneği)
Kızılbel köyündeki Khurêslilerdedir. Bölgede yaşanan malum şiddet ortamından çok etkilendi bura halkı. Göçe ilk zorlanan köylerden biridir Kızılbel. Zorla ata yadigarı kutsal evlerinden kapı dışarı edilirken, askerlerin bu Ewliyayı tutup uçurumdan aşağı attıkları söylendi. Bir ara çıkıp geldiği yönünde duyumlar aldıksa da, şu anda kesin olarak akıbetini bilmediğimizi belirmmek istiyoruz.
16Ewliya Çê Ana Yemise
(Ziyaret ve T. Değneği)
Taseniye köyündeki Bamasurlardadır. Kızılbelle aynı kaderi paylaşan bir köy. Bura halkı da göçe zorlandığından boşalmış durumda. Ewliyanın bulunduğu ev her halde Pülümürde olmalı.
17Ewliya Ausenê Sereni
(Ziyaret ve T. Değneği)
Bu konuda Xalıka Gülizarenin biza aktardıkları şunlar:
Auseno Seren köyünde cem bağlarlar. Bavalık yapan Sey Mıstefa kendinden geçer. Ziyaret bavayı tutup parmağıyla dolaştırır.
GÖRGÜ CEMLERİNDE TARİKAT
DEĞNEĞİ NASIL KULLANILIYOR?
Tarikat değneği görgü cemlerinde kullanılıyor diyoruz ama bunu biraz da olsa açmakta yarar var. Müsahipler nelere dikkat ediyor, cemde nasıl davranıyorlar? Bava Tarıqla nasıl hareket ediyor? Bu soruların cevabını bize en ayrıntılı olarak birçok ceme katılıp görev almış, yetmişin üstündeki yaşıyla Bava Dewrês verebilrdi. Öyle de yaptık.
İşte Bava Dewrêsin cevabı:
Görgü cemlerinde tarikat değneğini (Ewliya) nasıl mı çıkarıyorlar? Şimdi ben bavayım, bu da (yanımızda oturan bir tanıdığı işaret ederek) zakirim benim. Saz çalıp deyişler söylüyor. Sizler de gelmiş cemde müsahiplerinizle görülüyorsunuz. (Görülmeye gelenler) boncuk cıncık boyunlarına takmazlardı. (Tabii)ellerine yüzükler de takmazlardı. Elbiselerini çıkarır uzun donları ve uzun iç gömlekleriyle kalırlardı. Bellerine Kemerbest bağlarlarlar.
Sizler (müsahipler) dört beş çiftsiniz ve önünüzde zakir bulunmaktadır. Deyişler söyliyerek yavaş yavaş sema döner gibi gitmektesiniz. Gelip burda duruyorsunuz (önümüzü işaret ediyor). Bava soru soruyor. Zakir ise onların delili. Delil sorulara cevap veriyor:
(Bava Dewrês bize Bava ile Delil arasında geçen bu soru cevap safhasını Türkçe olarak aktarıyor. Biz de onu orjinal haliyle buraya alıyoruz.)
Başında ne var?
Tacı devlet!
Alnında ne var?
Yazıyı Hak!
Kaşlarında ne var?
Kudreti kalem!
Gözlerinde ne var?
Işığı Hak!
Burnunda ne var?
Miski amber!
Ağzında ne var?
Lalu gevher!
Kulaklarında ne var?
Seperu siper!
Belinde ne var?
Kemeru best!
Ellerinde ne var?
Hayırla şer!
Dizlernide ne var?
Rukuyu Hak!
Ayaklarında ne var?
Hak rızası için menzile ermek!
Hak diyeni Hak saklasın!!!
Yine deyişler söyliyerek ağır ağır yürürler.
Tarikat değneğini (Jiare) getirip kılıfından çıkarır, yıkarlar. Mübareği çıkarırken insanı öyle bir zorlardıki... Bavayı tutup duvara çarpardı, yere çarpardı. Bava Por yaşlı ve sakkalıydı. Ama öyle güzel deyişler söylerdi ki... Şimdiki gibi değildi o zamanlar... Her şey onlarla gitti... Halk o zamanda sadece bir kuruş çıralık verirdi (bavalara). Ben daha oniki ya da ondört yaşlarındaydım... Kurbanlar keser, lokmalar getirlerdi.
Müsahip olmak isteyenler çifter çifter gelirler. Yani her müsahip kendi hanım müsahibiyle birlikte bavanın önüne gelirler. Ve şu şekilde dara dururlar (Bava Dewrês ayağa kalkıp başını boynundan öne doğru eğiyor). Her ikisi yanyana durmaktalar. Bava, bir kaç kez mübareği (ziyaret ve tarikat değneğini) enselerine değdiriyor.
Eğer her iki çift de sırasıyla bu safhadan geçtilerse, bu kez de yine çifter çifter yere uzanırlar. Yerde yüzükoyun yan yanadırlar. Bava bu sefer de yerde tarikat değneğini sırtlarına sürerek der ki,
Allah, Muhammed, ya Ali! Tarık altından geçene sorgu sual yoktur!
Sırtlarına vurarak çifter çifter yerden kalkarlar.
Hak göstermesin, kimisine (tarikat değneğini bava değdirmek istediği zaman) değmiyordu! Kalbi temiz olmıyanlardı bunlar. (Bava) her ne yapıp etse de sırtlarına değdiremez, böyle yüksekte kalırdı (elliyle tarif ediyor)... Bütün çabalara rağmen yine de değmezdi.
Hak adına and olsun! biz böyle görmüştük!..
Burada bir ayrıntıya daha değinmedin edemiyeceğiz. Her ne kadar Dersimde Zazaca konuşan ocaklar görgü cemlerinde tarikat değneğini kullanıyorlarsa da, bunun yerine Pençeyi Ali dedikleri elleriyle, parmaklarını gererek avcunun içini Tarık olarak kullanan ocaklar da var elbette. Örneğin Ağuçanlı dedeler bunu kullanırlar. Dersimde bir sorun olarak görülmemiş bu, herkes benimsediği, inandığı yöntemi uygulamıştır. Ama dışarıdan gelerek bu huzuru bozmak isteyenler de yok değil hani...
Örneğin, Nuri Dersimi bir Pençe Tarık tartışmasına tanıklık ettiğini aktarıyor bize. Hacı Bektaş evlatlarından Cemalettin Çelebi, Ağuçanlı Seit Azizin desteğiyle yılan olabilen tarikat değinin yerine pençenin kullanılmasını ister. Ve bu konuda Erzincan bölgesinde Seit Azizi öne sürerek Alevileri zorlar. Hatta Nuri Dersimiye, git Kistim Evliyasını kır, o bir ağaçtan ibaret, derse de Dersimi bunu kabul etmez. Sonra halk bunu duyunca büyük bir tepki gösterir ve Cemalettin Efendi de geri adım atarak çeker Erzincandan gider.[vi]
II-DERSİM İNANCINDA
BİR BÜTÜN OLARAK YILAN
Yazımızın birici bölümünde, yılanan Dersim İnancındaki yerini tarikat değneği boyutuyla ele almaya çalıştık. Burada ikinci bölüme geçmeden şu gerçeğin altını bir daha çizmek istiyoruz. Tarikat değneği Dersim İnancında, yalnız görgü cemlerinde kullanılıp sonra da bir daha ki ceme kadar bir kenara atılıp unutulan bir araç değildir. O, bu işlevinden daha önce, Dersimlilerin kendi dilleriyle ifade ettikleri gibi, kutsal bir Ewliya (Evliya) ya da yine aynı anlamada kullandıkları kutsal bir Jiaredir (Ziyaret). Onların bu inançları çok önplana çıktığından olmalı ki Tarıq sözcüğü bavalık yapan dar bir kesim içinde kullanılmaktadır. Ama tarikat değneğinin kutsal bir Ewliya (Evliya) ve Jiare (Ziyaret) olduğu gerçeğinene de sadık kalarak tabii...
Zaten modern çağın insanların sosyal yaşamlarında estirdiği alt üst edişler fırtınısından olmalı ki, Ewliya bir Tarıq (tarikat değneği) olarak görgü cemlerinde hakkıyla kullanılmaz olmuştur. Cemlerde bavanın duasını alıp, Tarıqın altından geçerek kurulan müsahiplikler hayli azalmıştır. Ama diğer yönüyle, yani özünde bir ziyaret olması, canlılığını korumaktadır. Onun önünde dilek ve temennilerde bulunarak ne kurban kesenler azalmıştır, ne de lokma dağıtanlar.
Bu belirlemeden sonra, yılanın Dersim İnancıındaki yerini tarikat değneğinden başka diğer alanlarda da irdelemeye devam edelim.
BİR GÜÇ GÖSTERİSİ
OLARAK YILAN
Bir güç gösterisi olarak yılan... Daha doğrusu yılana hükmetmek... Şu Dersimin söylencelerini düşünüyorum.. Çoğunun kökü taa ilk çağlara varabileceği aklımadan geçiyor. Dersim tanrılarından Khurês sırtına binip bir at gibi dörtnala sürüyor aslanı. Üstüne üstlük bir de kamçı olarak yılan alıyor eline.. Her insanın zehirinden korktuğu yılan, artık zehir saçmayan bir kamçı oluyor onun elinde.
Dersim İnancında Khurês kurtlara da hükmeden bir tanrı. Ama bu kurtlar doğaüstüdürler. Khurês ve Khurêslilerle birlikteler. Khurein Kurtlarını (Vergê Khurêsi) bilmeyen yoktur Dersimde. Kuzey Kutubundaki kurtlar gibi bembeyaz ve boyunlarına bir gerdanlık gibi takılı olan kırmızı bir kurdeleyle dolaşırlar Khurêsin emrinde ve hükmünde. Bazan de Khurêsin bir ayıya binip onu sürdüğü aktarılır.
Doğaya ve vahşi hayvanlara karşı çaresizlik içinde olan ilkçağ insanlarının özlemleri değil midir bu söylenceler yansıyan sevgili okurlar. Yalnızca Dersime özgü değil bu tabii. Vahşi doğa hayvanlarına hükmetmek, insanlara karşı onları denetim altına almak bütün tektanrılı dinlerden önceki inançlarda rastlanır. Hem de dünyanın bütün kıtalarında. Bulundukları ortamda hangi vahşi hayvanlar varsa onlar çıkıyor öne inançlarda. Yani Maya medeniyetindeki jaguar ve yılana karşı, Mısır medeniyetinde ya da Ortadoğuda aslan ve yılanın olması yaşanılan doğal ortam gözardı edilmezse rahatlıkla açıklayabiliyor insan.
Dersim İnancında da, Dersimlilerin Khurêsi yavaş yavaş aslandan indirip ayıya bindirmeye çalışmaları, bulundukları doğal ortamda aslanın yerine ayının geçmesiyle insan izah edebilir, ya da Dersimlilerin kendileri aslanlı bir ortamdan, içinde ayının yaşadığı bugünki ortama gelmeleriyle.
Tektanrılı dinlerden önce insanlara hükmetmenin, kitleleri denetim altına almanın bir yolu olmalı bu doğaüstü güç gösterisi. Yani vahşi yırtıcı hayvanları kontrol etmek. Bunu, hem insanlara dini açıdan hükmetmek isteyenler ve hem de insanları yönetmek isteyenler kullanmışlardır. Kanıtları hâlâ orta yerdedir. Tarihi eserlere bir göz atmak yeter de artar bile.
Şimdi burada bu güç gösterisini çok net bir biçide ifade eden Dersim söylencelerinden örnekler vermek istiyoruz. Tabii ki konumuzun çerçevesini aşmıyarak. Yani yılanlara hükmedilerek doğaüstü güç gösterisinde bulunmak.
Khurêsin Yılanı
Kamçı Yapması
Çok yaygın bir söylence ve inançtır bu. Birçok variyantı vardır, Khurêsin yılanı bir kamçı olarak eline almasının. Bunlardan üç variyantı buraya örnek olarak alacağız.
I. Variyant Bava Zeynel:
Khurês ayıya binip yılanı da eline alır. Kimisi de aslana bindiğini söyler. Muxındiye denen yerde de Bamasurların cetlerinden biri duvarın üstünde buna bakarmış. Bunun yanına hızla sürer. Kendi kendine şimdi bu mahçup olur düşüncesinden hareketle, elindeki yılanla duvarı bir kere kamçılar. Duvar, üstündeki Bamasurla yürür. Şimdi buna Dêsê Muxındiye (Muxındiye Duvarı) demekteler. Hâlâ kalıntıları duruyor bu duvarın. Khurêsin yılanla vurduğu yerde yılanın izi de tabii.
Bava Zeynelin anlattığı bu variyantta Dersimin iki ünlü ocağının birbirleriyle rekabeti hemen göze çarpıyor. Bamasurların bundan alınmasına gerek yok. Bazen iki ayrı ocaktan erler değil, aynı ocaktan yakın akrabalar bile birbirleriyle rekabet etmekten geri durmuyorlar. Yukarıda aktardığımız Ewliya Morê Şiayde (Kara Yılan Evliyası) olduğu gibi.
IIVariyant Hasan Efendi:
Hasan Efendi ya da Dersimlilerin diliyle Hesen Efendiyê Baskoye adıyla nam salan bu şahsiyet Dersim çapında sevilip sayılır. Geçtiğimiz yıllarda onun Türkçe olarak kaleme aldığı bazı görüş ve şiirleri bir kitapda yayımlandı. Khurêsle ilgili bu söylenceyi Hasan Efendi şu dizelerle bizlere aktarıyor:
Hacı Kureyş idi lakabı
Mahmut Hayrani idi adı
Bindi bir aslana yılanı kamçı etti eline
Hacı Bektaşı görmek için geldi Rum iline
Hacı Bektaş gördü bir eren geliyor
Sedası dağı taşı deliyor
Keramete karşı keramet
Hemen gösterdi mucizei hikmet
Hacı Bektaş bindi yürüttü kara taşı
Musai Kazımın öz oğulları kardaşı[vii]
III.Variyant Bava Hesenê Kolu:
Bava Hesenin aktardığı bu variyantı, bir cem töreninde söylediği Zazaca ilahiden buraya aktarıyoruz. Bava Hesen, her ne kadar bu ilahide söz konusu söylenceden bahsederken yılanı bir kamçı olarak anmıyorsa da, onu tanıyan herkes bilir ki Bava Hesen de Khurêsi elinde yılanla tarif ederdi hep. İşte onun anlattığı variyant:
Mekânın güzeldir ağaçtır ağaç
Ağaçlar olmuş nar, nar
Budelayê Khureşiden başka
kim zengi vurabilmiş yırtıcı aslana?
Dersim İnancındaki bu söylencenin köklerini tarihin binlerce yıla varan derinliklerinde bulabiliyoruz. Yukarıda değindiğimiz gibi aslan ve yılan tanrı ve tanrıkralların sembolleridir. Bu hayvanlara hükmedenler ancak tanrılar olmuştur.
Gılgamış, hem Sümer tanrıkrallarından ve hem de kendi adıyla anılan destanın başkahramanıdır. Gılgamış bir eliyle bir aslanı koltuğunun altında tutarken, diğer eliyle de bir yılanı kamçı gibi bulundurmaktadır. Gılgamışın tasviri böyle çiziliyor bize ulaşan tarihi eserlerde. Suriye ve Lübnanın sahil kesimlerinin mitolojilerinde (bugün ki İsrailde) Astarte adındaki anatanrıça bir aslanın üstünde elinde bir yılanla ve Filistine yakın bölgelerde ise Kadeş adındaki anatanrıça yine bir aslanın üstünde ve her iki elinde birer yılanla tasvir ediliyor. Şimdi hangi gerekçeler ileriye sürerek Khurêsi bunlardan ayırabiliriz ki?
Bamasurlunun Yılanlarla
Ormandan Ağaç Çekmesi
Taseniyeli Bamasurlar Muxındiyeden gelmedirler aslında. Bamasurların ceddi Muxındiyeden çıktıktan sonraki ilk durakları Jêledir deniyor. Ama kimileri de Zargovit olduğununda ısrar ederler. Her neyse, burada ağaç keserler. Bu ağaçları öküz yerine iki yılan koşup onlarla çekerler. Bamasurların ceddi Durun, yılanlar ağaçları varsın çeksinler, nerede yorulup durarlarsa, orada kazmayı çalıp evimizin temelini atacağız! der. Yılanlar ağaçları çeke çeka gelip bugün hâlâ Bonê Taseniye diye bilinen evin kalıntılarının olduğu yerde dururlar. Bamasurların ceddi de burayı mekân tutar.
Khal Feratın Yılanlarla
Ormandan Ağaç Çekmesi
Khal Ferat da Areyli aşiretinden bir zat. Khurêso Qıcla (Küçük Khurês) aynı devirde yaşadığı bazı yaşlı Areyliler tarafından bize aktarıldı. Khurêsin kendisine rehberlik verdiği sanılır. Hızırın ikrar verdiği bir zatmış. Bir gün ormanda ağaç keser Khal Ferat, ev yapmak için. O da tıpkı Bamasurluların ceddi gibi öküz yerine tutup iki yılanı koşar ağaçlara. Khurês görür bunu yılanlarla ağaç çekerken. Khal Ferat! sen bize kerametmi gösteriyorsun? diye takılır. İtikatına güvenmektedir. Haşa! der Khal Ferat yılanları ağaçlara Ya Khurês! diyerek koştum! Onun yaptığı bu evin kalıntıları duruyor hâlâ.
BİREYSEL KORUYUCU
VE KILAVUZ OLARAK YILAN
Dersimli bavaların yılandan başka kılvuzları da var. Örneğin kılavuzu kartal olan, kurt olan, masumu pak olan bavalar gibi. Masumu pakı bir yana bırakırsak, kartal, kurt ve yılanın kılavuzluğunu adlandırmakta zorlandığımızı sizlere paylaşmak istiyoruz. Bir an koruyucu totem mi demeliyiz, yoksa aşağıdaki söylencelerden okuyacağınız gibi kılavuz mu demeliyiz diye düşündük. Halk orada kılavuz diyordu. Sonra kılavuzda karar kıldık. Neticide bu tanım sözkonusu söylencelerin içeriğini değiştirmiyeceği gibi, dinbilimcilerin onları başka tanımlarla değerlendirmelerine de engel teşkil etmemektedir.
Dewrês Sılemanın
Kılavuzu Yılanlar
Tornê Dewrês Dıli Bava Hesen:
Kızılbel civarında salgın hastalıklar artmış. Önceleri salgın hastalıklar türedi mi birbirlerine yaklaşmazlardı. Evin damlarına çıkıp bacadan içeriye seslenirlerdi. Dewrês Sıleman hastalanır. Bir Talibi dama çıkıp kendisine seslenir. Dewrês Sıleman da buna Evlat! yarın sabah güneşin ışınları Bono Pilin (Büyük Evin) sırtına vurur ve evden bir çift yılan çıkıp (Yatıra doğru) gittikten sonra, gelin beni defnetmeye götürün artık! der.
Bunlar sabahı beklemişler. Güneşin ışınları evin sırtına vurmuş. Sonra evden bir çift yılan çıkıp gitmiş (Yatıra). Bunlar Dewrês Sılemanın öldüğünü anlamışlar. Gidip Pirlerinin cenazesini hazırlayarak, bugün Yatır olarak bilinen yere defnederler.
Dewrês Dılın
Kılavuzu Yılanlar
Tornê Dewrês Dıli Bava Hesen:
Kızılbelde Dewrês Dılın gelini gebeymiş. Artık sancıları tutar, doğumu yaklaşır. Tızvaz köyüne gelip, ebelik yapması için Bava Usenin hanımını götürmek isterler. Onun eli iyi gelir! diye söylerler. Bava Usenin hanımı gidip ebelik yapar. Kadın bir oğlan çocuğu doğurur. Ve bu yine evine döner. Üçüncü günü bir kömbe pişirip kızına seslenir,
Gewam benim! Memesini yediğim! Misafirlerimiz gelecek, kimse evde yok. Sen şu kömbeyi alıp (Dıl) amcanın gelinini ziyarete git!
Gewe kömbeyi alıp Kızılbele gider. Bu Kızılbelin yanına varınca, kadınlar kendisine el sallıyarak,
Korkma gel! köpekler malla birlikte gitti!
diye bağırırlar.
Ana Sultan bunu alıp eve götürür.
Bu eve gidince bakar ki Dewrês Dıl uyuyor. Bebeğin beşiği onun ayaklarının ucunda, bebeğin annesi de çocuğun yanında oturmaktaymış. Bunlar hoş beş edip, hal hatır sorarlar. Sonra Ana Sultanla çocuğun annesi kalkıp işlerine bakmak için odadan çıkarlar. Kıza da,
Geweciğim! sen burda çocuğun yanında dur, biz birazdan geliriz!
derler.
Gewe, gözlerini bir türlü Dewrês Dıldan ayıramaz. Uyanacak mı acaba diye merak içindedir. Bir de bakar ki onun yastığının altından bir çift yılan çıkar. Bunlar biraz gelir sonra geri yine yastığın altına çekilirler. Gewenin korkudan ödü kopar. Bu ayaklarını kaldırıp beşiğin üstüne koyar. Bakar ki o bir çift yılan yine çıktılar. Başlarını hafif çıkarıp yine geri çekilirler.
Ana Sultan gelince bu,
Gelin! ben burda durmak istemiyorum! korkuyorum ben!
der. O da,
Neden korkuyorsun, niçin korkuyorsun Geweciğim?
diye sorar. Gewe der ki,
Amcanın başucundan bir çift yılan çıktı!
Ana Sultan hafiften gülümseyerek şöyle der:
Korkma! memesini yediğim! Onlar (yılanlar) onun kılavuzları! Sen masumu pak olduğundan sana görünmüş onlar!
Pirê Morun
Kılavuzu Yılanlar
Xalıka Gülizare:
Pirê Moru (Yılanların Piri) denen zata Bavaê Moru (Yılanların Bavası) da denir. Bu beraberinde yılan dolaştırırmış. Tercan tarafındandı bu. Kılavuzuymuş yılanlar bunun.
MAL KORUYUCU VE RIZK
VERİCİ OLARAK YILAN
Dersim İnancının en temel özelliklerinden biri, Wayırê Çei dedikleri Ev ve Aile Tanrısına yer vermesidir kuşkusuz. Bununla ilgili ayrıntılı bir yazı kaleme aldığımızı, konuyla bağlantısından ötürü ilgi duyanlara hatırlatmak isteriz. Ev ve Aile Tanrısının Dersim İnancındaki yerini belirlerken, onu, ev halkını kötülüklerden, kötü cin ve perilerden, hastalıklardan koruyan, rızkını veren, malını ve kısmetini arttıran ve nasibini koruyan bir tanrı olarak karakterize ettik. Yine Dersimlilerin, evlerde çıkan alaca yılanları bu tanrının üstüne saydıklarından kutsadıklarını, karışmadıklarını da belirtmiştik.
Yazımızın bu bölümünde ise yılanlar yine koruyucu bir rolle karşımıza çıkıyor. Ya çeşitli maddi varlıklar yılana dönüşüyor, ya da koruyucu melekler insanlara yılan donunda gözüküyorlar.
Birazdan okuyacağınız gibi yılanlar zorda kalan insana kurtarıcı olarak yetiştikleri gibi, onların mallarını koruyan ya da onlara rızk verenler olarak da karşımıza çıkmaktalar.
Bu bölümün de bir önceki bölümle birlikte ele alınması belki de en doğru olandı. Bavalırın bireysel kılavuzları, ya da koruyucu totem de diyebilirmiyiz diye sesli olarak düşündüğümüz kısımla çok iç içedir bizim burada anlattıklarımız. Ama bu inançla ilgili datayların çok net bir biçimde görülebilmesi için ayrı ayrı elealmayı daha uygun bulduk.
Ana Vilikenin Örükleri Onu
Koruyan Yılanlara Dönüşüyor
Burada bir de Morê Çê Aliyê Mıstefay (Aliyê Mıstefafy Ailesinin Yılanları) adıyla bilinen aile ve yılanlarına değinmek gerekir.
Aliyê Mıstefay giller Merga Derge adıyla tanınan yerde oturlarmış. Bunların soyu taa Derıkê Masuku denen yerde mekan tutan Dewrês Eylasa kadar uzanır. Ama Aliyê Mıstefayın Yatırı (Hewsê Aliyê Mıstefay) Merga Dergededir.
Aliyê Mıstefay keramet sahibi bir ermiş. Ama onun yaşadığı devir çok kötüymüş. Eşkiyaların kimseye göz açtırmadığı bir zamanmış. Yolları keser, yerleşim yerlerine baskınlar düzenler ellerine ne geçtiyse alıp götürürlermiş.
Aliyê Mıstefayın kızkardeşi varmış. Adı Ana Vilikedir. Ana Vilikenin önünde boynuna taktığı gümüş bir gerdanlığı, altınları ve boncuklar varmış. Eşkiyalar bir gün bunun önünü kesip, onun boynuna taktığı bu değerli takıları almaya çalışmışlar. Ana Vilike bunlara yalvarır,
Ne olur altınlarımı, gümüşlerimi almayın!.. Ben falan kişinin kızıyım... falan kişinin tornuyum...
der ama söz geçiremez. Bunlar el atıp takıları almaya yeltenince, Ana Vilikenin örükleri birer yılan olup bunların ellerine saldırlar. O da eşkiyanın zulmünden böylelikle kurtulur.
Dua ve dileklerde, beddualarda ya da Hakka yakarışta Morê Çê Aliyê Mıstefay (Aliyê Mıstefafy Ailesinin Yılanları) diye tanınan bu yılanları da zaman zaman anarlar.
Kızılbelli Khurêslilerin Otu
Ahırda Yılanlara Dönüşür
Dursınê Khali (bir adı da Dursınê Muxtaridir) atlı olarak Kızılbele gider. Önce kısrağını ahıra çeker. Ahırdaki ottan bir tutam kısrağına vermek isteyince, ot elinde yılan olur. Bir daha dener yine öyle... Bava Baqır ahıra gelip buna,
Neden kısrağına ot vermiyorsun?
diye sorar.
Dursınê Khali kendisine,
Sizden destur olmayınca ben nasıl vereyim ki!
diye cevaplar. Bundan sonra ancak, atın önüne ot atabilir.
Tarlada Sahipsiz Bırakılan
Buğdayı Koruyan Yılan
Bava Zeynel:
Quzveran köyüne doğru bir yerde, köylünün biri ekinini biçer. Buğday danelerini çıkarıp mühürledikten sonra tarlada bırakıp eve gelir. Hırsızlar bunu fırsat bilip buğdayı çalmaya giderler. Buğdayın üstünde top olup duran büyük bir yılan bunları buğdaya yaklaştırmaz.
Dewrês Sılemanın Örkeni
Kocaman Bir Yılan Olur
Bava Rıza:
Kızılbelin beyi (ağası) Ağveran beyiymiş. Bir Türkmüş bu. Dewrês Sılemanın öküzü kendisini Kızılbelde yere atınca, o da burada konaklamaya karar verir. Bey, Dewrês Sılemannın yardımıyla murada erer, hanımı gebe kalıp bir erkek çocuğu doğurur. Kendisine iyi haberler ulaşır. Bizzat kendi gözleriyle onun kerametlerini görürler. Böylelikle onların burda kalmasına Bey razı olur. Oturup Kızılbelin icarını belirlerler. Bey der ki,
Her yıl bir örken ve bir keçi!
Dewrês Sıleman kabul eder.
Bu bir gün beyin icarını talibi Sılemanê Aliye verip evine gönderir. Onlar da keçiyi götürüp ağıla korlar, örkeni de götürüp yüklüğün üstüne atarlar.
Sonra bir ara evin hanımı içeriye gidip bir de bakar ki ne görsün, koskocoman bir yılan yüklüğün üstünde toplanmış bir vaziyette duruyor. Bunun gözleri yılana ilişince birden olduğu yere yıkılıverir.
Hanım öldü!
diye söylenirler.
Herkes koşup buraya gelir. Kocaman bir yılanın yüklüğün üstünde toplu biçimde durduğunu kendi gözleriyle görürler.
Beyin evinde yılan türedi!
diye bir laftır alır gidir.
Daha bu olay soğumadan bu kez de,
Ağıl yanıyor! Ağıl dumandan görünmüyor!
diye bağırıp çağırlar.
Bey, bunların sebebinin Dewrês Sılemanın verdiği örkenle keçi olduğundan şüphelenir. Tutup Sılemanê Aliye getirtir. Sılemanê Ali,
Ne oldu? Nedir? Neyin nesidir?
diye sorar.
Bunu içeriye götürerek yüklüğün üstündeki yılanı gösterirler. Bakar ki onların yılan dediği örkenin kendisi. Örkeni yüklükten aşağı indirerek,
Siz bu örkene mi yılan diyorsunuz?.. Konkmayın yılan değil ki bu!..
diye yatıştırmaya çalışır. Bunlar Sılemanê Aliyi ağıla götürerek, Dewrês Sılemanın verdiği keçinin boynuzlarının üstünde yanan iki mum gösterirler.
Ağveran beyi örkeni Sılemanê Aliye verip, keçiyi de önüne katarak,
Bak biraderim! Dewrêsin şu örkeniyle keçisin al, bir an önce götür buradan!
der.
Mıtıli Bava Doğanın Yiyecek Unu
Kara Bir Yılanın Ağzından Akarmış
Xalıka Gülizare:
Mıtiden tarafa bir Bava Doğan ailesi var. Bunlar Şex Hemedli ocağındandır.
Bu aile hiç ekin ekmemiş, reçberlik yapmamış ve harman savurmamıştır. Ama bunların evinde unları da eksilmezmiş. Unları, evin yanında içinde ziyaretin olduğu ayrı bir evdeymiş. Kilitliymiş burası. Burada, kara bir yılanın ağzından unları akarmış.
Çocukları evlenmiş ama gelin halktan biriymiş, ocakzade değil yani. Unun aktığı yerden habersizmiş. Gelini büyük bir merak sarar. Bakar ki ne tarla ektikleri var bunların, ne harman çıkardıklar, ne de değirmene gittikleri; ama yine de unları bir türlü bitmek bilmiyor. Nereden çıkarıp getiriyorlar bunlar bu unu?
Ve bir gün gidip gizlicene ziyaretin olduğu eve bakar ki, un kara bir yılanın ağzından akıyor. Gelinin görmesinden dolayı bu kerametin ardı kesiliyor ve orada bulunan unlar da kepeğe kuma dönüşüyorlar.
Bu olaydan sonra civardaki halk, yılanın önündeki bu kepekli kumdan götürerek, hem teberık dedikleri evdeki kutsal maddelerin içine katarlar, hem de yoğurt mayası niyetine süte atmaya başlamışlar.
GENEL OLARAK
HALK İNANCINDA YILAN
Yazımızın bu son bölümünde Dersimde yılana dair anlatılan kısa söylence, anlatı ve halk inançlarından bazılarına yer vermeye çalışacağız ki konu bir bütünlüğe kavuşsun.
Xalıka Gülizare:
*Yılanın gömleğini süt kaynatırken altında yakarlar. Bununla yağın artacağına, nazar değmiyeceğine inanırlar.
*Yine yılanın gömleğiyle kadınlar saçlarını bağlarlar. Bununla da saçlarının uzuyacağına inanırlar.
*Bir sürünün çobanları malı güderken bir gün bir yer çatlağında iki yılan görürler. Bunlar bir değnek gibi uzun ve çatlakta uzanık haldelermiş. Çobanlar ellerindeki değnekle bunlara dürterler. Yılanlar hareket ederlerse de oldukları yerde dururlar. Bunları oldukları yerden çıkarmazlar bir türlü. İkinci gün yine gelip bunlara bakarlar ki, yılanlar bir ağaç gibi budak salmışlar. Durumu bavalara bildirirler ve bavalar gelip bunlara bakınca Bunlar Ziyarettir! derler. Sonra da hemen yanlarına oturup Hakka yakarırlar. Bu yakarış esnasında yılanların sır olup gittiği söylenir.
*Şahı Maran öldürülmüş ama yılanların bundan haberi yok. Eğer bunu bir bilseler dünyayı mahf ederler.
Bava Dewrês:
*Bazı yılanlar evcildir. İnsana dokunmazlar. Bunlardan bazıları kazanda süt kaynatıldımı tavandan aşağıya süt içmek için sarkarlar.
*Bizim Khurêslilerden biri bir yılan öldürür. O gece bunu rüyüsında görür. Ve bu yaptığına çok pişman olur.
*Muso Xêğ (Deli Musa) iki yılanla konuşmaktaymış. Git! der, gidirler; Dur! der dururlar. Başlarını kaldırıp ona bakarlarmış. Oradan geçen iki kişi bununla karşılaşırlar. Buna,
Musa! sen o yılanlara söyle yolumuzdan çekilsinler, biz kendimize Pülümüre gideceğiz.
derler. Musa yılanlara,
Bırakın onları, onlar yolcular, Pülümüre gidecekler!
diye seslenir.
Yılanlar bunlara elleşmezler. Musa bu yolculara yılanları göstererek,
Ben de bu arkadaşlarımla kendimize Pülümüre geleceğiz!
diye artlarından söylenir.
Başkalarından derlediklerimiz:
*Eğer birinin nazarından korkuluyorsa ona Arkandan yılan geçti! denir ki nazarı değmesin.
*Hızır, bir ilaç yapar ve bunu bir saksağana verir der ki,
Bu ilacı götürüp insanların üstüne serpiştir ki, artık uzun ömürlü olsunlar, çok erken yaşlanmasınlar!
Saksağan gelip bir çam ağacına konar. Ve Hızırın sözünde durmayarak, ilacı onun kulları yerine kendi başına serper. Bu arada ilaç ortalığa saçıldığından, bundan hem çam ağacı ve hem de ağacın altında bulunan bir yılan nasibini alır.
Bu nedenle insanların ömrü kısadır. Ama saksağanın, çam ağacının ve yılanın ömrü bir hayli uzun.
*Aynı söylencenin birçok variyantı var. Bunlardan birisini de Xalıka Gülizare anlattı. Bu anlatıda ilacı veren Hızır değil de Şahı Marandır (Saê Moru).
*(Kemerê Saê Moru) Şahı Maran Ziyareti:
Qırdım tarafında bir kayalıkta o kadar çok yılan var ki haddi hesabı yok bunların. Memedê Mıkaili bir gece rüyasında Şahı Maranın bu kayalıkta olduğunu görür. Sabah erkenden yaptığı ilk iş bir malını getirip bu kayalığın üstünde Şahı Marana kurban etmek olmuş. Yöre halkı bu kadar yılanın bu kayalığa toplanmasının nedenini Şahı Maranın burda olmasına bağlar. Dersimdeki ziyaretlerden biridir. Buradan geçtiklerinde kayaları öperek niyaz ederler.
*Balaban Deresinde bir evde alaca yılanlar çıkar. Cahilin biri kalkıp bu yılanı öldürür. Yılanı öldürdükleri gün, kurt mala saldırır ve içinden birini dahi sağ bırakmaz.
*Yılan öldürüldüğünde mutlaka yere gömülmelidir. Gün batmadan, karanlık olmadan yılanın ruhu bedeninden ayrılmaz. Yıldızlar çıkmadan yılan ölmüyor.
*Birbirlerine dolanan iki yılan görüldü mü bunlara karışılmaz. Bunların müsahip olduklarına inanırlar. Bazıları tutup bunların üstünü bir eşarpla örter ve bunlardan dileklerde bulunurlar. Eğer böyle yaparsan tanrı ne dileğin varsa sana verir! diye inanırlar.
*Bir yılan da var ki bunda elmas taşı bulunur. Buna Moro Kor (Kör Yılan) denir. Görmiyor bu. Elmas taşını yanına indirip akşam onun ışığında otlamaktadır. Bazıları yılandan bu taşı kapıp kaçarlar. Bu durumda bir ırmağın sularından karşı yakaya geçmeleri gerekir. Çünkü yılan suya sorduğunda, su buna Ben görmedim! diyor. Bir de yanlarında ateş külü olması gerekir. Külde elmas taşı ışık vermez de ondan.
*Bava Xıdır Almanyada çalışarak memlekette kendine bir yapmış. Aliyê Makıli buna,
Bize bir toklu kes de yiyelim!
der. Bava Xıdır buna der ki:
Ben daha yeni ev yaptırdım. Param yok ki! Sana nereden para getirip toklu keseyim!
Aliyê Makıli buna kızıp,
Evine yılanlar dolsun!
diye beddua eder.
Gerçekten de eve yılanlar dolar. Kurbanlar kesip Aliyê Makıliye yalvarırlar. Gönlü alınınca gelip,
Çıkıp gidin!
diye yılanlara seslenir. Ve yılanlar evden çekilirler.
Çeviren: M.COMERD
*Kaynak kişilere dair bilgileri diğer yazılarımızda bulabilirsiniz.
[i]Tevrat, Çıkış (Musanın İkinci Kitabı), BAP 4den itibaren.
[ii]GOTT İN DER STEİNZEİT, bild der wissenschaft 6/1992.
[iii]Homeros, İlyada, Can Yayınları, s.225, 77.
[iv]Nuri Dersimi, K.T.Dersim, Komkar Yayınları, s.2930.
[v]Şah Hüseyin Beyin ailesindendir.
[vi]Nuri Dersimi, a.g.e., s.9598.
[vii]Hasan Efendi, Varlığın Doğuşu, Yay. Haz. Pir Sultan Özcan, s.2o9.