Sosyolog ve Dil Bilimci Prof. Dr. Katharina Brizić ile Çok-Dillilik, Kimlik ve Kurumsallaşma konuları ile ilgili söyleşi – Konulara ilişkin Zazacayı mercek altına aldık…

DR. ZEYNEP ARSLAN

 

 Sosyolog ve Dil Bilimci Avusturyalı Prof. Dr. Katharina Brizić ekonomik durumu ve eğitim düzeyi daha iyi olan ebeveynlerin çocuklarının birinci dilleri olan anadillerini öğrenme konusunda daha etkin olduklarını savunuyor…

„Özellikle Kürtçe anadiline sahip olanlar Türkiye de müthiş sosyo-ekonomik eşitsizliğe maruz kalıyorlar. Aynı şekilde bu grup yeni yaşam merkezleri olan Avusturya‘da da sosyo-ekonomik olarak diğer göçmen gruplarına nazaran daha zayıf durumdadırlar. Bu durum Avusturya da ekonomik olarak daha zayıf konumda olan ailelerin eğitim sisteminde de zayıf kalmaları durumu ile örtüşüyor malesef.“ (Prof. Katharina Brizić)

Sayın Brizić, öncelikle sizi tanımak isterim. Lütfen kısaca kendinizden bahs edermisiniz?

Şu aralar Çok-Dillilik, Göçmenlik, Eğitim başarısı ve sosyal eşitsizlik konularının arasındaki bağlantı, kesişme ve örtüşmelerle ilgili çalışıyorum. Şu an net bir araştırma sorum örneğin: Bütün öğrencilere – onların hangi etnik kökene mensup olduklarını gözetmeksizin – eşit hakları sağlayabilmek için, Avusturya‘daki eğitim sisteminde ne tür değişikliliğe gitmek gerekiyor?

Ben bu sorunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü hala Orta Avrupa‘da çocukların eğitimde başarılı olmaları sosyal temelleri ve kökenleriyle çok bağlantılı duruyor. Mesela ebeveynlerin eğitim düzeyi ve ailenin ekonomik durumu çocukların eğitimde başari oranlarını etkiliyor. Aslında bu korkunç bir durum. Bu Orta Avrupa toplumlarını alt ve üst sınıf katmanlarına dayalı bir kutuplaşmaya götürüyor. Bu son modern çağ toplumlarına yakışmayan bir durumdur. Bu gelişme ileride sosyal yaşamda ve toplumda kırılmalara, yani toplum huzurunun bozulmasına ve her anlamda fakirliğin büyümesine zemin hazırlamaktadır.

18 Aralık 2015 tarihinde Viyana‘da Zazacanın Dünü, Bugünü ve Yarını adlı bir sempozyum düzenlendi. Siz bu sempozyumda önemli bir sunum yaptınız. Sunumunuzda çalışmalarınız esnasında yapmış olduğunuz bazı röportajlarınızı paylaştınız. Sözkonusu röportaj örneklerinde anadili Kurmanci olan kişilerin kendi anadilleri ile alaka ve durumlarını öğrenmeye çalışmışsınız. Ancak dilden daha ziyade röportajı yaptığınız kişilerin sosyo-ekonomik durumlarına ilişkin bilgi edinebilmişsiniz. Sempozyumda bu konu gayet ilginç gelmişti. Burada kısaca özetleyebilir misiniz?

Elbette, röprotajı yaptığım ailelerin çocukları okullarda genelde kendi kabiliyetlerine göre değil, daha çok sosyal kökenlerine dayalı bir değerlendirmeye maruz kalıyorlar.

Şimdi burada Kürtçe giriyor devreye. Özellikle Kürtçe anadiline sahip olanlar Türkiye de müthiş sosyo-ekonomik eşitsizliğe maruz kalıyorlar. Aynı şekilde bu grup yeni yaşam merkezleri olan Avusturya‘da da sosyo-ekonomik olarak diğer göçmen gruplarına nazaran daha zayıf durumdadırlar. Bu durum Avusturya da eknomik olarak daha zayıf konumda olan ailelerin eğitim sisteminde de zayıf kalmaları durumu ile örtüşüyor malesef.

Yani şöyle düşünebiliriz: Kürtçe anadiline sahip olanlar kökenlerinden dolayı iki kat daha fazla eşitsizliğe maruz kalıyorlar. Türkiye‘de eşitsizliğe maruz kalan bu insanlar Avusturya‘da da eşitsizliğe maruz kalmaya devam ediyorlar. Bundan ötürü Kürtçe konusu benim için çok önemlidir. Bu grup toplumda diğer azınlık guruplarının durumuna da örnek teşkil ediyor.

Sözünü ettiğim projemde ailelerin tamamı Kürtçe anadiline sahip olanlardan oluşmuyordu. Aynı zamanda Zazaca anadiline sahip olanlar da vardı. Mesela sempozyumda verdiğim örnekte şahsın anadili Zazacaydi ancak kendisi konuştuğu dili Kürtçe olarak tanımlamıştı.

Şimdi Zazaca özellikle ilginçtir, çünkü Zazaca konuşanlarda dil açısından Kürtçe konuşanlara karşın bir eşitsizliğe, yani zayıf duruma düşüyorlar. Burada azınlığın içindeki bir başka azınlıktan bahsedebiliriz. Zazacanın ayrı bir dil olduğu konusu genelde kabul görmez. Bu durumda özel bir durum çıkıyor karşımıza. Ve bu özel durum göçmenlik konusunda da belirgin oluyor. Mesela Zazaca eğitim kitapları daha azdır. Zazaca dilinde eğitim de daha az rağbet görüyor.

Kürtçe ve Zazaca benim için Avusturya eğitim sistemindeki eşitsiz uygulamaları gözler önüne serebilmek açısından önemli unsurlar ve araştırma konularıdır.

Çok dillilik araştırmaları üzerinden aslında bazı yaşam alanlarının birbiriyle kesişmeleriyle karşı karşıya geliyoruz. Yasam alanlarının bu anlamda kesişmeleri ve biribirilerini etkilemelerini, daha doğrusu çok-dillilik araştırmalarında çoğulculuk konularını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konunun biraz daha detaylarına inebilir misiniz?

Beni özellikle ilgilendiren çoğulculuğun oluşumları şunlardır: çok dillilik, halk grupları arasındaki sosyo ekonomik farklılıklar, eğitim alanındaki eşitsizlikler, farklı dillerin politik ve yasal anlamda hakları - mesela belirli bir dilde eğitim hakkı vs. gibi daha çok konular. Bütün bu farklılıklar bazı gurupların hayatlarını kolaylaştırırken, aynı zamanda başka gurupların hayatlarını zorlaştırabiliyor.

Avusturya‘daki eğitim sistemi ve de diğer Orta Avrupada ki eğitim sistemlerinde bütün bu alanlardaki eşitsizlikler malesef etkinliğini sürdürmektedirler. Ve hatta giderek daha da etkin olmaya yüz tutumuş durumdadırlar. Bu yüzdendir ki akademik alanlarda farkındalık yarata bilecek çalışmalara yönelmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Siz çalışmalarınızı sosyoloji ve dil bilimini birleştirerek kendinizi sosyal-dil-bilimci olarak nitelendiriyorsunuz. Bu bağlantıyı kurmakta ki fikrileriniz nelerdir? Bunu henüz kurumsallaşmamış dillerin üzerinden, mesela Kurmanci üzerinden örneklendirebilir misiniz?

Bir dil ne kadar kurumsallaşmışsa – mesela dilin eğitim sisteminde kullanılması, devletin resmi dili olması gibi – o dil kamuoyunda o kadar farkındalık kazanmış demektir ve temsili vardır. Mesela bizler Avusturya‘da yazılı medyada İngilizce, İspanyolca, Fransızca, Türkçe ve Almanca vs. gibi dillerin varlığına tanık oluruz ama nadiren Kurmanci veya Zazaca dili ile karşılaşırız. Aslında Kurmanci veya Zazaca dilinde yayın yapmak ve okumak isteyen insanların sayısı azda değildir. Halbuki buna birçok insanın ilgisi olur. Ama Avusturya da Kurmanci veya Zazacanın varlığından haberi olmayan çok fazla insan vardır ve Viyana da şu algı hala hakimdir: Türkiye'de varolan tek dil Türkçedir.

Bu konudaki bilgisizlik mesela Avusturya ve Orta Avrupa okullarında Türkiye kökenli tüm çocukların kayıt bilgilerinde ‚anadili Türkçedir‘ diye belirtiliyor. Oysaki anadili Kurmanci veya Zazacadır. Ve bu dil konusunda olabilecek desteğe de yansımaktadır - çoğu zaman okullarda Kurmanci veya Zazaca için eğitim görevlileri bile bulunmamaktadır. Çoğu zaman okul kurumları farkında olmadan bazı dillerin varlığını bilinen uluslarlarası, egemen ve ulusal ülkelere sahip olan dillere karşın ignore ediyor. 

Sayın Brizić, siz Zazacayle nasıl tanıştınız? Zazacaya olan ilgi ve alakanız nedir? Zazaca denildiğinde aklınıza neler geliyor?

Ben Zazacayla Kürtçe dili ile ilgili çalışmalarım esnasında tanıştım. Ben çok dillilik konusuna hep ilgili olmuşumdur. Zazaca konuşan insanların da gayet çok-dilli olduğuna tanık oldum. Avusturya‘da yaşayan Zazaca konuşanlarının Zazaca, Kurmanci, Türkçe ve Almanca konuştuklarını gördüm. Çocuklar az çok bu farklı dillerin konuşulduğu ortamlarda büyüyor. Sözünü ettiğim projemde bu çocuklarla çokça tanışma imkânım oldu. Ve fark ettim ki, Zazacayı konuşan aileler, bu dili konuşma konusunda gayet bilinçlilerdi. Mesela kimi ailelerin çocukları okul eğitimlerinin yansıra Zazaca öğrenmek için kurslara gidiyorlardı.

Hem Avusturya'da hem de Türkiye'de Zazacanın ve de diğer azınlık dillerinin hak ettikleri kurumsallaşmaya kavuşmalarını ümit ediyorum. Bunun gerçeklesmesi için çokça arguman ve gerekçe vardır. Benim için gerekçelerden en önemlisi ise şudur: Bir insanın kendi anadilini konuşması ve öğrenmesi onun en temel insan haklarından bir tanesidir. Bir insanın dilinden ötürü saygı görmesi onun en temel hakkıdır.

Türkiye ve Avrupa‘daki sosyo-politik temel, alt yapı ve çevresel unsurlarına bakıldığında Zazaca ve Kurmanci‘nin biribiriyle ilgisi ve etkileşimini nasıl değerlendirirsiniz?

Kurmanci ve Zazaca oldukça kompleks biçimlerde birbiryle alakalıdır. Kurmanci aşmasi gereken büyük engeller ile karşı karşıya. Aynı durum Zazaca için de geçerlidir. Zazacanın Kürtçeye ait olup olmadığı dil bilimsel açıdan bir önem arz etmez. Gerçek şu ki öyle olup veya olmadığına dahil gayet önemli fikir ve tartışmalar mevcuttur. Ama bazı gerçekler de var ki, onlar nettir: İki dilin konuşanlarının biribirilerini anlamak konusunda güçlük çektikleri bilimsel açıdan da artık bilinen bir durumdur. Ancak şunu da göz ardı etmemek gerekir; dillerin ortak mücadele yürütmeleri, yani Kurmanci konuşanlarının ve Zazaca konuşanlarının anadil hakkında ortak mücadele platformlarında hareket etmeleri kanımca daha faydalı olacaktır.

Ben yeterince Zazacanın Kürtçeye ait olduğunu söyleyen insan ile tanıştım. Bunun aksini savunan insanların sayısı da az değil. Her halükârda ben Zazaca‘nın da ayrı bir öğretim ve ders ders müfredatına sahip olması gerektiğini düşünüyorum, çünkü gerçekten Zazacayla Kurmanci arasında ciddi farklılıklar vardır.

Zazacanın yaşatılması konusunun altındaki en önemli nedenler nelerdir sizce? Bu soruyu biraz da Avrupa diasporasında yaşayan genç nesillerin kimlik oluşturma ve belirleme aşamaları açısından düşünerek yanıtlarsanız sevinirim.

Kimlikler her zaman çeşitlidir. Araştırmalar gösteriyor ki insan yaşamı boyunca farklı kimliklere bürünebiliyor, değiştire biliyor, eklemeler ve elemeler yapabiliyor. İlginç olan bir konu var ki o da insan dilini unutsa bile o dil ile ilgili farkındalığını unutmuyor. Mesela araştırmalarımda çok fazla Kurmanci konuşanının aslında artık dile hakim olmadıklarını, ancak dilin onlar için her türlü bir önem arz ettiğini fark ettim. Bir çoğu yetişkin yıllarında bu dili sonradan öğrenme gayretleri içerisine girdiklerini gördüm. Benzer durumlar Zazaca konuşanları için de geçerlidir. Bu da demektir ki kimlik dil konusundaki farkındalığı da kapsıyor, ancak dile hakimiyeti herzaman değil. Çoğu zaman öğrenilmemiş veya unutulmuş anadil hakkındaki bilgi ve bilinç, artık konuşulmamasına rağmen,  oldukça güçlü bir biçimde mevcuttur.

Sempozyumda dille ilgili farkındalık ve bilinci çocuklarına aktarmaları konusunun ailelerin sosyo ekonomik durumlarına ve de eğitim düzeylerine bağlı olduğunu belirtmiştiniz. Bu fikrinizi burada tekrar açarmısınız?

Elbette. Ailelerin ekonomik durumunun daha iyi olması sadece maddi anlamda değil, aynı zamanda vakit ayırma anlamında da çocuklarını dil konusunda yönlendirmek adına, daha fazla imkanları mevcut kılıyor. Mesela ekonomik durumu daha iyi olan aileler çocuklarının bir dili öğrenebilmeleri için okula ek olarak kurslara gitmeleri için veya özel ders almalarına maddi yatırımlarda bulunabiliyorlar.

Ekonomik şartlarının daha zayıf olduğu aileler çocuklarını bu konuda yönlendirmeleri daha zor oluyor. Maddi imkanları zayıf olan ebeveynler yaşamlarını idame ettirmek için para kazanmak uğruna çok fazla zamanlarını çalışmak için harcamak durumundadırlar. Bu aileler hem maddi hemde vakit ayırma anlamında yetersiz kalmak zorunda kalıyorlar. Bunun yanısıra yorucu iş günlerinden hariç kalan vakitlerini de çocuklarına yeterince zaman ayıramıyorlar. Bütün bunlar bu ailelerin çocuklarının dil öğrenme konusuna yeterince katkıda bulunamamalarını sağlıyor.

Yine bazı ebeveynler çocuklarının bir azınlık dilini öğrenmelerinin faydalı olmaktan daha çok zararlı olabileceğini düşünüyorlar. Mesela ayrımcılık, dışlanme ve ötekileştirme yaşamış olan ebeveynler çocukların da aynı durumlara maruz kalmasını istemiyorlar.

Prof. Dr. Jaffer Sheyholislami Viyana‘da gerçekleştirilmiş olan sempozyumda‚ tehlike altında olan ve kurumsallaşmamış dillerin resmi statüye kavuşmaları gerekiyor ve sadece dil derslerinden öte eğitim dili satüsüne gelmeleri gerekiyor ki, dilin hayatta kalma durumu gerçekleşe bilsin‘ dedi. Sizin bu fikir hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Ben Prof. Sheyholislami‘nin bu fikrine katılıyorum. Özellikle eğitim sisiteminde bu şartlarda olan dillere daha fazla özen gösterilmesi gerekiyor ve dilin sağlam bir temele oturtulması gerekiyor. Bunun ötesinde ben ekonomik durumu daha ileri olan ve eğitim konusunda daha gelişmiş olan ülkelerde bunun yapılabilinir olduğu kanısındayım.

Zazacanın insanlar açısından daha fazla ilgi görmesine ilişkin hangi fikirleriniz vardır?

Ben araştırmaların ve sempozyumların oldukça önemli katkılarda bulunacağını düşünüyorum. Ve herşeyden önce sanatın çok güçlü bir araç olduğuna inanıyorum. Filimlerin mesela bir farkındalığın oluşması konusunda gayet etkili olabileceklerini düşünüyorum. Bazen tek bir film veya sanat eseri bir çok araştırma çalışmalarından çok daha verimli ve etkili sonuçlar verebilir…

Zazacanın Türkiye'de resmi olarak tanınması Avrupa diasporasındaki Zazaca konuşanları için ne anlama gelirdi?

Böyle bir gelişme Türkiye sınırlarının dışında yaşayan Zazaca konuşanlarını dünyada tanınır ve bilinir kılardı. Ve hierarşik bir yapılanma üstüne oturtulmuş yaşadığımız sistemde Zazacada hak ettiği statüye ve saygınlığa kavuşmuş olurdu.

Son olarak genel düsüncelerinizi almak isterim…?

Ben azınılık ve kurumsallaşmamış dilleri konuşanlarının ve de bu konular ile ilgili çalışmalar yürüten araştırmacıların ortak ve hatta diller üstü çalışma alanlarında buluşmalarında büyük potensiyel ve fayda görüyorum. Bu azınlık veya tehlikle altında olan dillere karşı olan ilgiyi daha fazla arttırır kanımca.

Prof. Dr. Katharina Brizić hakkında

Prof. Dr. Katharina Brizić Sosyolog ve Dilbilimcidir. Şu aralar Almanya Freiburg Albert Ludwig Üniversitesinde ‚Çok-Dillilik‘ ile ilgili Profesörlük yapıyor. Profesör Katharina Brizić daha önce Amerika Birleşik Devletleri, Kalifornia, Berkeley Üniversitesi‘nde Dil Öğrenimi, Çok Dillilik, Sosyal Yaşamda Eşitsizlik ile ilgili bir proje kapsamında çalışmıştır. Profesör Brizić’in ağırlıklı araştırma alan konuları şunlardır: Çoğulculuk, Eşitsizlik, Kurum ve Kurumsallaşmalar, Eğitim ve (Zorunlu) Göç.  

 

Sayın Profesör Dr. Katharina Brizić’e bu röportajı yapmak üzere bana ayırmış olduğu kıymetli vakti için sonsuz teşekkürler ediyorum.

 

Röprotajı hazırlayan: Zeynep Arslan

Türkçe tercüme: Zeynep Arslan

 

Viyana, Mart 2016