1937-1938 OLAYLARININ KRONOLOJİSİ
1937-38 Dersim direnişi Kemalist devletin Dersimi işgal ve dağıtma girişimine
karşı bir savunma savaşı olarak patlak verdi.
Direnişe öngelen 1928, 29 ve 31 yıllarında Dersimlilerden birkaç kez
silahlarını teslim etmeleri ve başta Alişer olmak üzere Dersime sığınmış
Koçkiri savaşçılarını iade etmeleri istenir. Bu ısrarlı tehditler ve saldırı
hazırlıkları karşısında 1932de Dersimde bir kıpırdanma görülür. Karakollar ve
nahiye merkezleri basılır.
25 Aralık 1935te Tunceli Kanunu çıkarılır. Bu kanunla birlikte Dersimin adı
Tunceli olarak değiştirilir. Hemen sonra daha önce Birinci Genel Müfettişlik
kapsamında bulunan Elazığ, Tunceli, Erzincan ve Bingölü içeren Elazığ merkezli
Dördüncü Genel Valilik kurulur (6 Ocak 1936). Bu genel valiliğin başına Dersim
Valisi ve Kumandanı sıfatıyla Abdullah Alpdoğan atanır. Elazığda İstiklal
Mahkemesi adı verilen bir askeri mahkeme kurulur. Bu mahkeme özel olarak Dersim
için teşkil edilir. Tunceli Kanununun geçerlik alanı sadece Dördüncü Genel
Valilik kapsamına giren illerle sınırlı kalmaz. Sivas, Malatya, Erzurum ve
Gümüşhane illeri de bu kanunun geçerlik alanına dahil edilirler. Böylece Tunceli
Kanunu merkezi Dersim olmak üzere Kızılbaşlarla yerleşik tüm sahayı kapsamına
alır. Dersim, bu kanunla Yasak Bölge ilan edilir. Ülkeye giriş çıkışlar özel
izne tabi tutulur.
Alpdoğan, 1936da Dersimin Amutka, Pulur, Karaoğlan, Sin, Haydaran, Danzig ve
Burnak gibi stratejik merkezlerinde askeri kışlalar ve karakollar inşaa
ettirmeye başlar. Bu merkezlerden biri de eskiden Mazgirte bağlı olan Mamikan (Mameki)
köyüdür. Bu köy adı Tunceli olarak değiştirilen Dersimin yönetim merkezi olarak
seçilir.
Demenan aşireti ile bazı Nazımiye aşiretleri kendi bölgelerinde yapımı
başlatılan karakollara baskınlar düzenlemeye başlarlar. Çatışma böyle başlar
(1936).
Seyit Rıza, askeri vali Alpdoğandan tekrar tekrar Tunceli Kanununun iptalini (olağanüstü
rejimin lağvını) ve Dersimin ulusal haklarının tanınmasını talep eder.
Alpdoğanın buna yanıtı işgalci orduları Dersime sürmek olur. Diyarbakırdan
kalkan uçaklar Dersime bomba yağdırır. Çatışmalar her tarafa yayılır. Kışın
gelmesiyle zorunlu olarak kesilen çatışmalar 1937de tekrar başlar.
Kemalist devletin Dersime dönük bir stratejisi ve programı vardı. Amacı
Dersimi kesin şekilde ilhak etmek ve insansızlaştırmaktı. Hazırlıklar çok
yönlüydü ve Musul ve Hatay gibi sorunlar nedeniyle bir-iki kez ertelenmek
zorunda kalınan Dersim harekatı ancak 1937 yılında başlayabildi.
Kemalist rejimin direnişe öngelen ve bir plana göre yürütülen bu hazırlık süreci
gözardı edilirse Dersim direnişinin gerçek nedenleri anlaşılamaz.
İki yıla yayılan bu direnişi işgale öngelen hazırlık evresi dışta tutulursa Türk
askeri harekatının evrimine bağlı olarak üç aşamaya ayırarak irdelemek gerekir.
İŞGAL SÜRECİ
Kahmut köprüsünün yakıldığı 20/22 Mart 1937den Seyit Rıza ve arkadaşlarının
idam edildiği 15 Kasım 1937ye kadarki süredir. Bu süreç kendi içinde 20/22
Mart-19 Mayıs, 19 Mayıs-26/28 Ağustos, 26/28 Ağustos-5/15 Eylül ve 15 Ekim-15
Kasım şeklinde bölünebilir. Dersim aşiretleri direnme yanlıları, tarafsızlar ve
devletle işbirliği yapanlar (milislik yapanlar) olmak üzere üçe bölünmüştür.
Bava, Alişer ve Sahan suikastleri ile Seyit Rızanın idamı bu zaman dilimindeki
dönemeçlerdir. Seyit Rızanın oğlu Bavanın öldürülmesini (Mart sonudur) takiben
yedi kadar aşiret kendi aralarında bir ittifak oluşturup topluca direniş kararı
alırlar. Ama bu aşiretlerin sadece birkaçı (Bahtiyar, Yukarı Abbas, Demenan ve
Haydaran) bu karara sonuna kadar bağlı kalır. Alınan karara göre her aşiret
kendi bölgesini savunacaktır. Yusufanlıların yeminlerini bozarak bu kararı
uygulamayışları Türk ordusunun 19 Mayıs günü Kırmızı Dağ hattına dek
ilerlemesine yolaçar. Bu ani ve beklenmedik durum direnişin kaderi üzerinde
büyük rol oynar. Sivil halk kitlesel halde Kutu ve Kalan derelerine sığınır.
Alişerin öldürüldüğü 9 Temmuzdan sonra asker hemen her dağın zirvesini ve her
vadiyi işgal eder. Bu tarihten Sahanın öldürüldüğü 28 Ağustosa kadar geçen
sürede sığınaklarda sivil halktan binlerce kişi katledilir. 28 Ağustos günü
Sahanın öldürülmesi (Bahtiyar direnişinin kırılması), 1937 direnişinin sonunu
işaretler. Tarafsız aşiretler arasına çekilerek onları direnişe çağıran Seyit
Rıza sonuç alamaz. Sonraki gelişmeler konusunda farklı versiyonlar mevcut. Ya
teslim olmak ya da görüşmeler yapmak üzere gittiği Erzincanda yakalanıp diğer
tutukluların bulunduğu Elazığa götürülür (5/15 Eylül). 15 Ekim-15 Kasım arası
yargılamalar ve idamlar tarafından belirlenir.
SOYKIRIM SÜRECİ
11/12 Haziran 1938den 10 Ağustos 1938e kadardır. 1938 yılı olayları yasak
bölgeler olarak ilan edilen İç Dersimin neredeyse tümü (Kutudere-Kırmızı
Dağ-Sin ve Halvori kuzeyindeki Haçılı Dere hattından Mercan Dağları
eteklerindeki Karacakaleye kadarki bölge) ile Koçan aşiretlerinin bölgesini
(Ali Boğazı ve çevresi) boşaltma girişiminin yapıldığı 11/12 Haziranda başlar.
Bu durum 1937 direnişine katılmamış olan adı geçen iki bölgede yerleşik Kör
Abbas, Bal, Keçel ve Koçan gibi aşiretlerin çetin bir direnişine yolaçar. Bu
direnişler özellikle 22 Hazirandan itibaren toplu kırımlar yoluyla bastırılır.
Bu peryodun (1938 yılının) en önemli olayı adını Dersimin Laçin aşiretinden
alan ünlü Laç Deresinde cereyan eder. Laç Deresindeki çarpışmaların en
şiddetlisi ise 19-24 Temmuz arasına rastlar.
SÜRGÜN SÜRECİ
10 Ağustos 1938den 31 Ağustos 1938e kadardır. Bu aralıkta boşaltılmış bulunan
bölge halkı ile diğer bölgelerden ayıklanıp toplananlar Batı Anadoluya önceden
saptanmış yerlere nakledilir.
İki yıla yayılan süreç içinde bazı anlar ayıklanabilir.
1937 yılının kırım zamanı özellikle Alişerin öldürüldüğü 9 Temmuz ile Sahanın
öldürüldüğü 28 Ağustos arasına rastlar. Bu aralıktaki en kanlı olaylar 17-18
Ağustos günlerinde Bahtiyar bölgesindeki çarpışmalarda yaşanır. Seyit Rızanın
pek çok yakını da bu çarpışmada yaşamını yitirir.
1938 yılının kırım zamanı ise 22-28 Haziran arasında (boşaltılmak istenen Kalan
bölgesinde Baltalı-kürekli muharebe), 19-24 Temmuz arasında (Laç Deresinde) ve
15 Ağustosta (Xeç baskını ve Xeç-Zımek toplu kırımı) yeralır.
Katliamın zirvesi 1938 yılının işaret ettiğimiz peryodlarıdır.
Ama 1937deki 17-18 Ağustos tarihi de kritik bir tarihtir.
Sonuç olarak, Dersim soykırımını anmak için bir tarih önermek gerekirse akla ilk
gelenler 22-28 Haziran, 19-24 Temmuz ve 15 veya 17-18 Ağustos tarihleri
olmaktadır.
1920lerin sonları ve 30lu yılların başlarına ilişkin raporlar, 1937-38
soykırımına öngelen dönemde Dersimin işgalini tamamlamak ve ülkeyi
insansızlaştırmak amacıyla TC devletinin yapmakta olduğu çok yönlü hazırlığın
ayrıntılı bir resmini verirler. Dersim aşiretleri, herbirinin sayı ve silah gücü,
karşılıklı ilişkileri ve çelişkileri konusunda ayrıntılı bilgilerin yeraldığı
Jandarma Umum Kumandanlığının Dersim adlı kitabı da bu hazırlığın bir
parçasıdır. Bu kitap kaynak olarak MAH Raporu ve Birinci Umumi Müfettişlik
(1927/8-35) raporlarına dayanıyor.
MAH (Milli Amele Hizmeti), 1927de kurulmuş Türk istihbarat teşkilatıdır. 1965
yılında adı MİT olarak değiştirilmiştir.
Jandarma Umum Kumandanlığının Dersim adlı kitabında dönemin İç İşleri Bakanı
Şükrü Kayanın Başbakanlığa verdiği 18. 11. 1931 tarihli raporunun Ek bölümü
Lahika başlığı altında olduğu gibi verilmektedir. Bu Ek, daha o tarihte (1931),
hazırlığı yapılan saldırının başarısını takiben Dersimde kimlerin nerelere
sürgün ve iskan edileceğine ilişkin olarak Başbakanlığa sunulmuş bir plandır.
Burada yaklaşık doksan aşiretten 347 önde gelen ailenin (3470 kişi) Batıya ve
Trakyaya sürgünü, bunlardan 72 ailenin Tekirdağa, 38 ailenin Edirneye, 56
ailenin Kırklareline, 65 ailenin Balıkesire, 73 ailenin Manisaya ve 34
ailenin de İzmire iskanı öneriliyor. Nakliye masrafı ve güzargahı bile
saptanmış (Bk. JUKun Dersim kitabı, s. 83-121, 1932).
1938 katliamı Kemalist yönetim tarafından, başta Mustafa Kemal olmak üzere Türk
devletinin kurucuları tarafından önceden planlanıp gerçekleştirildi.
Bu kırımın önceden planlanan bilinçli bir stratejinin sonucu olduğunun kanıtları
19. yüzyıl sonlarından beri hazırlanan Dersim Raporlarında, Türk istihbarat
teşkilatı MAHın ve askeri müfettişliklerin raporlarında, İçişleri Bakanı Şükrü
Kayanın raporunda, Jandarma Umum Kumandanlığının Dersim adlı yayınında, Meclis
konuşmaları ve dönemin Türk basınında yeralan haber ve yazılarda apaçık
sergilenmektedirler.
Bu belgeler üzerinde çalışılarak hazırlanacak bir dosya ile Dersim soykırımının
içyüzü uluslararası kamuoyuna kolaylıkla anlatılabilir. Belli başlı dillere
çevrilmesi gerekecek olan bu dosyaya ek olarak Dersimde herkesçe bilinen toplu
mezarları tek tek görüntüleyen ve 37-38 kırımına tanık olan yaşlı kuşağın ve 38
sürgünlerinin öyküsünü kaydeden bir belgesel de düşünmek gerekecektir.
Olayın anlaşılmayacak bir tarafı yoktur.
Osmanlı ve Türk yönetimleri kendi otoritelerini zor kullanarak Dersime taşımak
istemiş, hatta mümkünse Dersimi haritadan büsbütün silmek istemiş, Dersim ise
buna karşı direnmiştir.
İşte Devlet-Dersim çatışmasının kökeninde yatan budur
Merkezi otoritenin zora başvurması ve askeri seferleri doğal olarak kendisini
savunmak zorunda kalan Dersimlinin direnişiyle karşılaştı.
Bu şekilde başlayan Devlet-Dersim çatışması 1938 soykırımına dek devam etti.
Dersim davası işte bu süreçte gündeme oturdu ve yabancı bir gücün işgal ve imha
girişimlerine karşı birbirini izleyen kendisini savunma amaçlı bir seri direniş
içinde, özellikle 1916 veya 1918 yılı sonrasında giderek ulusçu ifadeler kazandı.
İşte benim Dersim direnişleri çağı dediğim bu evrededir ki Dersim kavramı
Dersim-Kızılbaş halkının ve onun özgürlük sorununun ortak ve genel adına dönüştü.
Dersim, 1938de bir soykırımla ve toplu sürgünlerle düşürüldü ve adı da daha
1936 yılından itibaren Tunceli olarak değiştirilip başında askeri sömürge
valileri olan olağanüstü bir rejimle yönetilmeye başlandı. 1938 Eylülüne
gelindiğinde toplu direniş bastırılmış, bütün Dersim TC hükümeti tarafından 10
yıl için (1938-48) Yasak Bölge ilan edilmiştir.
Bu 10 yıllık programa dördüncü harekat denebilir Bu zaman zarfında yoğun bir
Türkleştirme programı uygulanır. Resmi ağızlar Dersim meselesinin bittiğini ilan
ederse de dağlara sığınanların oluşturduğu gerilla birimlerinin (yerel dilde Qol)
mücadelesi 1946 affına dek sürer.
1923-46, Doğunun kolonileştirilmesi, elkonan zenginliklerinin Batıya taşınarak
1950lerden itibarenki sınai gelişme için ilkel sermaye birikiminin sağlandığı
dönemidir. Türk devletinin temelleri de bu aynı süreçte atıldı.
Tanzimat döneminde başlatılan ve 1930lu yıllarda sürdürülen Dersim Raporları
serisinde TC devletinin Dersimi sömürgeleştirme, Türkleştirme ve dağıtma
politikası açıkça görülebilir.
Örneğin 1930ların başında hazırlanmış bir raporda (Büyük Erkanı Harp Reisinin
Mütalaaları) Dersimde Yüksek idare memurlarına adeta koloni idarelerindeki
selahiyet verilmeli, Dersim evvela koloni (sömürge) gibi nazarı itibara
alınmalı (akt. Dersim, T.C. Dahiliye vekaleti Jandarma Umum Kumandanlığı, s.
218-19) şeklinde ifadelere rastlanmaktadır.
1923-46 arasında işgal ve siyasi ilhak, 1950 sonrasında ise ekonomik ilhak
gerçekleştirildi. Böylece Dersim ve Kürdistan zor yoluyla TC yönetimi ve
pazarına entegre edildiler.
Tunceli Kanunu, Genel Valilik, Yasak Bölge uygulamalarının 1948/49larda artık
sona erdiği düşünülürse de, işgal (işgalin kendisi zor ve terördür) ve başka
biçimler altında olağanüstü rejim biçimi halen devam etmektedir. Dersimli
yaklaşık yetmiş yıldır şu ya da bu biçim altında askeri-faşizan olağanüstü
rejimlerle yönetilmektedir.
Son olarak bir noktaya daha işaret etmeliyim.
Dersimde karşı karşıya gelenler vahşi kapitalist ve sömürgeci bir uygarlık ile
Morganın deyişiyle Eski Toplum (Komünal Toplum)du. Dersimin yakın çevresi bir
derebeylik rejimi ile kuşatılmıştı. Bu doğru. Ama iç kesimlerde, yani eski ve
esas Dersimde, asker, polis, yasa, mahkeme tanımayan, kısaca devlet nedir
bilmeyen bir sosyal örgütlenme mevcuttu. Toplumun hücresi yerel dilde ezvete adı
verilen Dersim gensiydi. Yönetim biçimi, değerleri, hukuku tamamen farklıydı.
1938de bir soykırımla sona erdirilen cemi, cemaati, kendine özgü hukuku ile bu
Dersim Komünüydü. Başka deyişle bir ilkel demokrasi ya da sosyalizmdi. Yıkılan
Dersim gensi ve ona dayalı Dersim Komününün incelenmesi önemli bir konudur.
Şimdilik diyeceğim, sonraki Dersimli kuşakların kitlesel halde sosyalizme
yönelişinde Türk Solundan önce, kendileri farkında olmasalar bile içinden
çıktıkları bu toplumun, önceki kuşaklar tarafından kendilerine aktarılan
geleneğin önemli rol oynadığıdır.
1937-38 KATLİAMININ KRONOLOJİSİ
25 Aralık 1935
Tunceli Kanunu çıkarıldı ve Dersim adı Tunceli olarak değiştirildi.
6 Ocak 1936
Elazığ merkezli Dördüncü Genel Valilik kuruldu ve başına sömürge valisi
yetkileriyle General Abdullah Alpdoğan atandı. Dersimde stratejik merkezlerde
kışla ve karakol inşaasına başlandı. Ardından gelen karakol baskınlarının nedeni
işgal ve soykırım hazırlıklarını önlemekti.
1937 YILI OLAYLARI (İSMET İNÖNÜ'NÜN BAŞBAKANLIĞI DÖNEMİ
20/22 Mart 1937 (Kahmut Olayı)
1936da başlatılıp kış nedeniyle ara verilen kışla-karakol inşaası 1937
Martında devam ettirilince, kesintiye uğrayan direniş de Karakol baskınları
tarzında yeniden başladı. S. Rızanın köyü ve çevresi bombalandı. Türk askeri
kaynakları ve Dersimin hafızasının kaydettiği 1937 yılının ilk olayı 20-21 veya
21-22 Mart 1937 gecesi saat 11de Pah-Kahmut bucaklarını bağlayan Harçik Suyu
üzerindeki tahta köprünün Demenanlılar ve Haydaranlılar tarafından yakılması ve
civardaki karakola baskındır. Naşit Uluğa göre Dersimli büyük eylemleri
genellikle 22 Mart sabahı başlatır, çünkü bu tarih güneşe tapılan devirlerden
kalma bir inanç gereği kutsaldır, ilkbaharın da başlangıcıdır. Onun sözünü
ettiği Dersim takvimindeki Newe Marti olmalıdır.
26-27 Mart veya 26 Nisan 1937
Seyit Rızanın oğlu Bıra İbrahim (Bava), babası adına askeri harekatın
durdurulmasını talep etmek üzere gittiği Hozat dönüşünde Kırğan köyü Deştte
misafir olduğu evde uyurken öldürülür. M. Nuri, bu siyasi cinayeti Alpdoğanın
adamı Binbaşı Şevketin adamlarının örgütlediğini yazar.
Aşağıdaki mısralar bu cinayet üzerine yapılan bir Dersim ağıtından alınmadır:
Ax de Babo Babo
Kamo merdena to rê sa bo
Mı va, yanê Babaê mı sono Xozatê vêsae
Ma rê cêno pilina na Kırmanci
S. Rıza, misilleme olarak Kırğan aşiretinin merkezi Sin bucağını ve karakolunu basar. Ordu, Kırğan aşireti eşliğinde saldırıya geçer. Böylece S. Rıza ve aşireti ile Bahtiyar aşireti de başlamış bulunan çatışmalara katılırlar. Çatışmalar fiilen toplu bir direnişe dönüşür. Aşiretler arasında genel bir birlik kurulamaz. Sadece Yukarı Abbas, Bahtiyar, Ferhad, Karabal, Yusufan, Demenan ve Haydaranlardan oluşan toplam 7 kadar aşiret kendi aralarında direniş için ittifak kurup Halvori-Vank civarında yemin ederler ve topluca direnişe geçerler. Alpdoğan, aşiretler arasında birleşmeleri engellemek, direniş kararı alan S. Rıza liderliğindeki yedi aşireti tecrit etmek için çabalar. Bu amaçla söylentisi dolaşan boşaltma ve sürgün kararını yalanlamaya, saklı tutmaya özen gösterir. Ajanları dolayımıyla aşiretlerarası kavgaları körükler, direnişin önderlerini ortadan kaldırmak için çalışır. S. Rıza ile bir toprak meselesi yüzünden anşlaşmazlığı bulunan yeğeni Rehberi ve çetesini kendisiyle işbirliğine ikna edip kullanır. Rehber, verilen görevleri yerine getirdikten sonra onu da öldürtür.
Nisan 1937
Askeri birliklere baskınlar. Direniş sürüyor.
1-3 Mayıs
Mazgirte ve Mazgirt Köprüsündeki birliklere saldırı. Sabiha Gökçenin de
katıldığı 15 uçaklık bir filo Zel, Kırmızı Dağ, Yukarı Bor (Keçizeken)
çevrelerini bombalar.
8 Mayıs
Genelkurmay, Dördüncü Genel Valiliğe 8 Mayısta genel tenkili (Bor/Kırmızı
Dağ-Sin-Karaoğlan hattına ulaşacak hücüm harekatını) başlatması emrini iletir.
19 Mayıs
Yukardaki emir üzerine 25. Alay Kırmızı Dağ zirvesini bir saldırıyla işgal eder,
tespit edilen Nazımiye-Kırmızı Dağ-Sin-Karaoğlan hattına ulaşır. Bu saldırı için
19 Mayıs gününün seçilmiş olması dikkat çekmektedir. Bu saldırının başarısı
Yusufanlıların ittifak yeminini bozup direnmeyişlerine, dahası orduya destek
olmalarına bağlanmaktadır. Bu ani ilerleme savaş alanındaki sivil halkın Kalan
ve Kutu derelerindeki sığınaklara yerleştirilmesine neden olur. Aşiretlerin çoğu
tarafsız, bir bölümü devletten yanadır. Direnenler küçük bir azınlıktır. Üstelik
ittifakçıların bir bölümü saf değişmiştir.
26 Mayıs
Bahtiyar köylerine ordu baskını ve bu bölgede önceden boşaltıldığı görülen
Resikan, Gözerek, Varuşlar, Çökerek ve Çat köylerinin yakılması.
Mayıs Sonu ve Haziran Başı
Haydaran, Demenan ve Yusufanlılardan bazıları teslim olur.
18 Haziran
Başbakan İnönü Elazığa gelerek sürmekte olan harekatı görüşür.
22 Haziran
Ordu birlikleri Zel, Bokir, Sıncık, Aziz Abdal dağlarını işgal ederler. Dersimli
her dağ zirvesi, her bir vadi için, kısacası ülkesinin her karış toprağı için
çetin bir direniş sergilerse de işgal ordusunun 19 Mayısta ulaştığı hattı daha
da içerilere (kuzeye) taşımasını engelleyemez. Direnişçi köyler yakılır,
sürülere elkonulur.
Haziran veya Temmuz
Asker Tujik Dağını işgal eder. Bu dağın eteğindeki İksor Vadisinde
sığınaklarda bulunan çoğu kadın ve çocuk sivil halktan binlerce kişiyi imhaeder.
Mağaraların girişi betonla kapatılarak veya ağzında ateş yakıp içine boğucu
duman verilerek binlerce sivil yokedilir. Bu sırada can havliyle dışarı
fırlayanlar vurulur. Kısacası İksor vadisinde tam bir katliam olur.
9 Temmuz 1937
Dersim ulusal hareketinin S. Rızadan sonraki en önemli önderi Alişer, eşi
Zarifeyle birlikte Rehber ve çetesi tarafından öldürülür. Sekiz-dokuz kişilik
bu çeteye Hıde Pırço (Pırçonun oğlu Hıdır) da katılır. Alişer ve eşinin kesik
başları Elazığdaki Dersim Fatihi Abdullah Alpdoğana yollanır.
17-18 Ağustos
Bahtiyar mıntıkasında (Tokmakbaba-Titenik-Sarıoğlan üçgeninde) çetin çarpışmalar.
S. Rızanın ikinci eşi, büyük oğlu Şeyh Hasan, üç torunu ve bin kişilik kuvveti
bu çarpışmada katledilirler. Bazı kaynaklar bu çatışmaların Koçan mıntıkasında
yaşandığını söylerse de bu doğru görünmüyor.
28 Ağustos
Bu sıralarda direnişe S. Rıza ve Sahan önderlik etmekteydiler. S. Rıza
Bahtiyarlılar arasında bulunuyordu. Direnişçi 6 aşiret reisinden yakalanmamış
olan sadece bu ikiliydi ve Alpdoğan onların peşindeydi. 28 Ağustos günü
direnişin önemli bir önderi olan Bahtiyarlı Sahan, General Alpdoğan tarafından
satın alınan üvey kardeşi Pırço oğlu Hıdır tarafından uyurken öldürülür.
Gövdesinden ayrılan başı Hozattaki Türk kumandanına teslim edilir. Rehberin
çetesinden olan hain Hıdır, Hozat dönüşünde Sahanın kardeşi veya amcasıoğlu
tarafından öldürülür.
Aşağıdaki mısralar Şahan üzerine olan Dersim ağıtından alınmadır.
Ule biye biye
Lemınê biye
Sahan Ağaê mı ke merdo, nêmerdo (şiyo, nêşiyo)
Şikiyo thılsımê Kırmanciye
Bu ağıt olayların seyrini doğru ifade etmektedir. Çünkü Bahtiyar direnişinin kırılması (ardından Bahtiyar kırımı yapılır) anlamına gelen Sahanın öldürülüşü, gerçekten de Dersim direnişinin sonu olur. Sağ kalan Bahtiyar direnişçileri S. Rızanın aşireti Yukarı Abbas kuvvetlerine katılırlar. Fakat Sahan öldürülünce yalnız kalan Seyit Rıza, direnişe çağırdığı tarafsız aşiretlerden bir şey çıkmayınca çok geçmeden yakalanır ya da bir versiyona göre teslim olur.
5-13/15 Eylül
S. Rıza Erzincana giderken veya gittiğinde yakalanır. Bir söylentiye göre
yakalandığında komşu illere kaçmaya çalışıyordu. Bir diğerine göre kaçma
girişimi yoktur. Kendi kararıyla Erzincan jandarmasına teslim olmuştur. Bir
başka yoruma göre Erzincan valisi aracılığıyla görüşmeye çağrıldığı Erzincanda
beraberindekilerle birlikte tutuklanır. Bazı yaşlılara göre gittiği Pülümür
yöresinde ihbar edilip yakalatılmış ya da bu ihbar üzerine gidip teslim olmuştur.
Kaynaklarda Eylülün 5inde veya 10unda yakalandığı yazılıdır. Seyit Rızanın
yakalandığı haberini 13-14-15 Eylül tarihli Tan, Kurun, Ulus gibi gazeteler
vermektedir. Yakalanışına ilişkin ilk haber 13 Eylül tarihli gazetelerde çıkar.
Türk basını ve yetkilileri ondan Dersimin en ileri ve son sergerdesi diye
sözederler. Seyit Rızanın yakalanması üzerine Mustafa Kemal, İsmet İnönü,
İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ve 3. Ordu Müfettişi Kazım Orbay Abdullah Alpdoğana
bu başarısı nedeniyle kutlama mesajları gönderir, bunu Alpdoğanın tarihi bir
başarısı olarak tanımlarlar.
Ekim ayı ortaları
S. Rıza Erzincandan Elazığa götürülüp orda toplanmış bulunan diğer Dersimli
esirlerle birlikte (toplam 58 kişi oldukları anlaşılıyor) askeri mahkemede
Dersimi isyana teşvikten ve bu isyana katılmaktan dolayı yargılanır.
15 Kasım
Ekim ayı ortasında başlayan sözde yargılama 15 Kasımda biter. 14 kişi beraat
eder. Seyit Rıza da dahil 7 kişi idama, 37 kişi ağır hapis cezalarına mahkum
edilir. 15 Kasımda Seyit Rıza (1860/62-1937) ve diğer altı kişi Elazığ Buğday
Meydanında şafakla birlikte infaz edilirler. Bu altı kişi, S. Rızanın oğlu
Resik Hüseyin, Kamer Ağanın oğlu Yusufanlı Fındık, Şeyhan reisi
Usê Seydi,
Demenan reisi Cebrail veya oğlu, Kureşanlı Hasan ve Haydaranlı Kamer Ağadırlar.
Seyit Rızayı bizzat götüren ve infazları izleyen İhsan Sabri Çağlayangilin
aktardığına göre Seyit Rızanın son sözleri şunlardı:
Ewladê Kerbelayme
Bêxetayme
Aybo, zulmo, cinayeto.
Kente girmeye cesaret edemeyen Mustafa Kemal, bu sırada Elazığ garında infazların bitmesini beklemektedir.
Bu idamlarala birlikte 1937 yılı direnişi sona erer.
Zamanın Başbakanı İsmet İnönü (İso Ker), Seyit Rıza ve beraberindekilerin idamı üzerine verdiği demeçte, Dersim meselesini ortadan kaldırdık...Dersim müşkilesinden kurtulduk derken, Cumhuriyet gazetesi başyazarı Yunus Nadi, Tarihe Gömülen Dersime Dair başlıklı 18 Kasım 1937 tarihli yazısında, Senelerden beri adına Dersim denilen mesele tarihin ummanına katılmış ve ebeddiyen ölmüştür demektedir.
1938 YILI OLAYLARI (CELAL BAYAR'IN BAŞBAKANLIĞI DÖNEMİ)
2 Ocak
Dördüncü Genel Valiliğin Munzur-Merho-Mercan dereleri arasındaki bölgeyi ve
Kalan Deresi havzasını boşaltma kararı ve bu kararı uygulama girişimi. Bunun
üzerine Ovacıktan gelen yedi jandarma devletin o tarihe kadar gizli tutulan
asıl amacını ve 1937 direnişine katılmamış olmakla yaptıkları vahim yanlışı yeni
farkeden Kör Abbas, Keçel ve Bal aşiretlerinden direnişçiler tarafından Mansul
Uşağı Köyünde öldürülürler. Ardından Mercan Karakolu basılır. Bu sırada iki
asker daha öldürülür. 1938 Ocağının başında sıranın kendilerine geldiğini
anlayan adı geçen bölge aşiretleri ittifak halinde direnme kararı alırlar.
Askeri içimize sokmayalım, silahlanalım, ittifak yapmazsak hepimizi tek tek
kıracaklar diyerek direnişe geçerler. 1937deki Kahmut Köprüsü baskını nasıl
kasıtlı olarak birinci askeri harekatın sebebi gibi gösterildiyse, Mansul Uşağı
Olayı da bazı kaynaklar tarafından 1938deki İkinci harekatın nedeni gibi
sunulmaya çalışıldı. Her iki olay da TC ordusu tarafından birer bahane gibi
kullanıldılar. 1938deki ikinci harekat çevre illerden orduların aktarılması ve
diğer hazırlıklar nedeniyle, daha da önemlisi dış dünyanın tepkisini çekmeyecek
daha uygun bir fırsatın kollanması sebebiyle ancak 11-12 Haziranda başlar.
11-12 Haziran
İkinci harekatın (1938 harekatı) başlangıcı. Her taraftan Dersime giren TC
orduları Kalan-Merho-Mercan vadilerindeki halkı boşaltmayı amaçlar. Burası,
Buyer Bava-Mahmunut Gediği-Birman Gediği-Keller Komu-Katır
Tepe-Koçgölbaşı-Badikan-Karasakal noktaları arasındaki bölgedir. Yani
Munzur-Mercan dağlarının hemen dibindeki İç Dersimin en kuzey bölgesidir. Zel
ve Kırmızı dağlar hattının kuzeyi de harekatın kapsamına alınır. Kısacası 38
harekatının asıl hedefi Asıl/Eski Dersimdir, Kalman Ocağıdır. Böylece yerinden
yurdundan edilmek istenen İç Dersimli bir ölüm dirim savaşına girişir.
19-22 Haziran
Boşaltılmak istenen diğer bölge Ali Boğazı ve çevresidir. 19-22 haziran
günlerinde bu bölgede oturan Koçan grubu aşiretleri (Koç, Şam, Resik) de
direnişe geçerler. 19 Haziranda Amutka Karakolu kuşatılır ve çevredeki Türk
birliklerine saldırılır. Çarpışmalar 22 Hazirana dek sürer. 22 Haziranda Koçan
aşiretleri Ali Boğazına sığınmak zorunda kalırlar. Uçak filoları Ali Boğazına
bomba yağdırır.
Ali Boğazındaki çarpışmalarla ilişkili bir Dersim deyişinde şöyle denir:
Tornê Merwani koto zıdê ma
Hawt bedelo fetelino, az ve azê ma dıma
Ma ve Mervani ra jüvini kerdo Ali Boğaji
Bıraenê, pêrodê, ma pêrodime
Hefê huyê hawt bedeli bıcêrime
Bu deyişte Dersim hududu Kızılbaşlığın hududu olarak tarif edilir. Sivas ve
Erzurum da Dersime dahil gösterilir. Dersimin devletle kavgası kuşaktan kuşağa
süren bir kavga olarak, Kerbalanın devamı ve Yezitle kavga gibi tarif
edilmektedir.
Kureyşanlıların Şeyhan kabilesi ile Yukarı Abbas aşireti Koçanlıları
desteklemek için direnişe geçerler. Böylece direniş doğusu ve batısıyla tüm
Dersime yayılır.
24-30 Haziran
24 Haziran günü İç Dersimdeki Dolu Baba (Tujik) işgal edilir. Ordunun köylerini
ateşe verip halkını boşaltmaya çalıştığı Kırgat, Boduk, Midrik, Mitgel, Hotar,
Ariki, Tenkali, Meraş, Keçeler köyleri ve Hikü mezrasının silahsız sivil halkı
balta ve küreğe sarılır. Baltalı kürekli bu muharebe 28 Haziranda kanla
bastırılır. 29 Haziranda Karasakal zirvesi işgal edilir. Reşat Hallının
verdiği rakkama göre 11-12 Hazirandan 29 Hazirana kadar tam 60 köy boşaltılır
ve yakılır. Köyler ve ormanlar ateşe verilir, hayvanları dahil halkın nesi varsa
ganimet (ganimet, düşmandan ele geçirilen mala denir) olarak gaspedilir, sivil
halk ve direnişçiler kurşuna dizilmek veya batıya sürülmek üzere esir (düşmanın
ele geçirdiği insanlar) edilip belirli noktalarda toplanır.
Başbakan Celal Bayar, 29-30 Haziran 38de TBMMde yaptığı konuşmada ordularımız
pek yakın zamanda...Dersim mıntıkasının sakinlerini tamamen kaldıracak ve bu
meseleyi esasından kesecektir der.
Çukur ağıtından bir parça şöyledir:
Celal Bayar amo
Esmo ma rê meymano
Non sola ma neweno
Ma de xayın nia dano
Vano, zerrê mı terseno
Zalım az ma ra nêverdano
Kerdime top, berdime verê Kertê Mazgerdi
Ardi, verva ma ağır makiney qurmis kerdi
Temmuz
2 Temmuzda asker Ahpanos, İksor ve Tujik dağına hücum eder. Çetin bir
muharebenin sonucunda Tujik zirvesi işgal edilir. Kaçış yolları kapatılıp bir
uçak filosu eşliğinde tek çıkış yolu olarak kasıtlı şekilde açık bırakılan Kalan
Deresinde kırım yapılır. Devletin haydut diye sözettiği 3 direnişçi
kendilerini uçurumdan atarlar. 14-16 Temmuzda Kalan ve Demenan direnişçilerinin
imhasına çalışılır. Mağaralar ayrı ayrı abluka edilir. Kalan Deresi ve Demenan
mıntıkası kasıp kavrulur. Ardından İç Dersimde 1938deki zorlu muharebelerin
ağıtlara konu olan en ünlüsü, Laç Deresi (Dere Laçinu) muharebesi olur. Laç
Vadisindeki çarpışmaların en şiddetlisi 19-24 Temmuz günleri arasında yeralır.
Dersimin en namlı silahşörleri Laçta birlikte dövüşür ve yarım asırdan çoktur
dilden dile dolaşan bir destan yaratırlar.
De, halo halo
Halê ma yamano
Ordiyê Tırki gurlağ amo
Dormê ma qapano
Pırode bıra, pırode
Na qewğa aşirun niya
Merebê Dêsımi (Kırmanciye) u zalımanê Tırkano
TC ordusunun hedefi direnişin son sığınağı olan Laç Deresini ele geçirmekti.
Üç dört koldan kuşatılan Laç Deresi inatla direnir. Sonunda direniş kırılırsa da
sade halk arasında direnişçilerin intikamlarını fazlasıyla aldıkları inancı
yaygındır: Ma hefe xo quret, hefe tayine ki serra quret.
Halk, direnişçilerin tüfeklerinin arkasında yiğitçe düştükleri için onur
duymaktadır: Mordem uyo ke pe tıfonge hode bımıro!
Direniş kırıldıktan sonra vadinin tabanındaki mağaralar ve kayalıklar kuşatılır.
Top ve makinalı ateşi ve tahrip kalıpları atılarak bu mağaralar içindekilerle
birlikte imha edilir. Dışarı fırlayanlar vahşice öldürülür. Kimisi kendisini
Munzur Suyuna atarak intihar eder. 19-24 Temmuz arasındaki çarpışmalarda Laçta
216 direnişçi katledilir. Kırık Mağarada dinamitle imha edilmekten korkan ve R.
Hallıya göre aralarında Demenanın en önemli kolbaşılarından Hese Gewe ile
Demenan reisi Cebrail Ağanın oğlu Hüseyinin de bulunduğu 42 direnişçi teslim
olur.
Ardından 27-30 Temmuz günleri arasında Mameki ve Erzincan tugayları ile Haydaran
bölgesine yönelinir. Vartinik, Göldağı, Zel Dağı, Hengırvan, Zağge, Aşağı Rabat,
Kutu Deresi girişi, Kerenko, Karasakal ve Buyer Bavayı kapsayan tüm bölge
kuşatılır.
1-10 Ağustos
Kuşatılan Haydaran bölgesindeki tüm direnişçiler mağaralarda sıkıştırılır.
100den çok direnişçi öldürülür. 2-3 Ağustosta mağara ve kaya kovukları aranır.
Çok sayıda direnişçi ve hayvan imha edilir. Hayvanlar ve eşyalar müsadere edilir.
Direnişçi köyler yakılır.
Ardından sıra genel bir taramaya gelir.
10-31 Ağustos (Üçüncü Askeri Harekat)
Bu harekat toplama, toplu halde kurşuna dizme ve 1931de İçişleri Bakanı Şükrü
Kayanın raporunda planlanan Batıya toplu sürgünün hayata geçiriliş safhasıdır.
Bu tarihler arasında Dersimin her tarafında aynı anda başlatılan ve amacı
girilmemiş hiç bir yer bırakmamak olan genel bir operasyon yapılarak yasak
bölgelerin içinden ve dışından en az 5-7 bin kişinin (aşiret reisleri,
kolbaşılar, seyitler ve aileleri) batı illerine nakli ve iskanı başlatılır.
Dördüncü Genel Müfettişliğin önerisi ve içişleri Bakanının onayı ile yerleşime
yasaklanan, sürgün ve iskanı kararlaştırılan bölgeler iki adettir:
1-Kutudere-Kırmızıdağ-Haçılıdere hattından Mercan dağları eteğindeki
Karacakaleye kadarki bölge, 2-Ali Boğazı ve çevresi, yani Koçan bölgesi.
Bu sırada her yanda terör estirilir. 12 Ağustosta bir uçak filosu Ali Boğazını
bombalar. 13 Ağustosta Kırmızı Dağ çevresindeki çatışmalarda 300 direnişçi
öldürülür. Aynı gün Ali Boğazı ve Tağar Deresi tabanındaki harekatta komlar
yakılır, hayvan sürüleri gaspedilir. 14 Ağustosta 83 Demenanlı ve Haydaranlı
direnişçi öldürülür. 15 Ağustosta Laç Deresi tabanında yeni bir tarama
yapılarak 281 Demenanlı ve Haydaranlı öldürülür. Batıya nakledilmek üzere
toplanan Yusufanlıların 149u imha edilir. 15 Ağustosta Zımeq ve çevresinde
çok sayıda direnişçi (asi) imha edilip köyleri yakılır. Batıya sürülmek üzere
insan avına çıkan 41. Tümen Deşt yöresindeki köylerde direnişle karşılaşır.
Direndikleri ve direnişçilere yataklık ettikleri gerekçesiyle Zımek/Zımbık, Xeç,
Kirnik ve Bornak köylerinden 395 kişi öldürülür. Şıxmamed aşiretinin merkezi Hiç
(Xeçe) köyüne bir gece baskını yapılarak top-mitralyöz ateşi ve süngüyle toplu
kırım yapılır. Hiç ve Zımek toplu kırımı işte bu sırada, 15 Ağustos günü
yapılmıştır. Yine 15 Ağustos günü Çukur ve Pah civarındaki taramada çok sayıda
Haydaranlı imha edilir. 31 Ağustosta yeni bir tarama hareketiyle esir edilmiş
olan binlerce kişi kafileler halinde Batıda saptanan yerlere sevkedilirler.
Hozata getirilen Karaca seyitleri ve halkı makinalı tüfeklerle katledilir.
Sanırım Sarı Saltıklı Seyit Seyfi Dede de bu olayda öldürülür. Böylece 31
Ağustosta askeri harekat tamamlanır.
(Kaynak: SEYFİ CENGİZ, DERSİM VE ZAZA TARİHİ - SÖZLÜ GELENEK VE TARİHSEL GERÇEK, V. BÖLÜM)